Almanya’da Münih Bölge Mahkemesi’nin 13 Şubat 2026 tarihli (142 C 9786/25) kararı, yapay zekâ üretimlerinin telif hukukundaki statüsüne ilişkin ilk net yargı değerlendirmesi olarak kayda geçti.
Karara ilişkin değerlendirmeyi kamuoyuyla paylaşan Berlin merkezli telif hukuku uzmanı ve NORDEMANN ortağı Jan Bernd Nordemann, sonucu şu sözlerle özetledi:
“AI content için koruma yok. Ancak prompting, yeterince çıktıya yansıtılmışsa ilgili insan girdisi sağlayabilir. Bu, prompter’ın kişiliğinin çıktıda (yalnızca promptta değil) yansıması gerektiği anlamına gelir.”
Nordemann’a göre Münih Bölge Mahkemesi’nin kararı, Almanya ve Avrupa Birliği’ndeki mevcut telif çerçevesini doğru biçimde yansıtıyor.
Kararı ayrıntılı biçimde özetleyen hukukçu Mirko Brüß, mahkemenin değerlendirmesini üç ana başlıkta topladı:
Alman Telif Hakkı Yasası’nın (UrhG) 2/2 maddesi uyarınca bir ürünün eser sayılabilmesi için, yazılım kontrollü üretim sürecine rağmen insanın yaratıcı etkisinin devam etmesi gerekiyor.
Mahkeme, insan müdahalesinin prompting sürecinde — hatta sonradan veya aşamalı olarak — gerçekleşebileceğini kabul etti. Ancak bu müdahale, çıktının aynı zamanda prompting yapan kişinin kişiliğini yansıtmasını sağlamalı.
İnsan etkisi, objektif ve açık biçimde ayırt edilebilir olmalı. Promptta yer alan yaratıcı unsurlar, ortaya çıkan ürüne hâkim olacak ölçüde baskın değilse, bütün olarak “yazarın özgün yaratımı”ndan söz edilemez.
Somut olayda dava konusu olan üç yapay zekâ üretimi logo için mahkeme, davacının kişisel yaratıcı ifadesinin yeterince yansımadığına karar verdi.
Hakimlere göre kullanılan promptlar son derece genel ifadeler içeriyordu ve ortaya çıkan tasarımın niteliği hakkında belirleyici insan kararını ortaya koymuyordu.
Kararda, bu promptların bir tasarımcıya verilen yazılı bir briften farklı olmadığı belirtildi. Yani yaratıcı tasarım süreci, fiilen yapay zekâ algoritmasının kurallarına bırakılmıştı.
Bu karar, Avrupa telif hukukunun temel ilkesini bir kez daha teyit ediyor:
Telif hakkı insanın özgün yaratımını korur.
Yapay zekâ bir üretim aracı olabilir; ancak koruma, yalnızca insanın özgün ve kişisel katkısı çıktıda somut biçimde görülebiliyorsa söz konusu olabilir.
Özellikle müzik, görsel tasarım ve dijital içerik üretiminde AI kullanımının hızla arttığı bir dönemde, “insan katkısının baskınlığı” kriteri bundan sonraki davalarda belirleyici olacak gibi görünüyor.
Bestecilik, aranjman, söz yazımı, kapak tasarımı ve hatta ses modelleme gibi alanlarda yapay zekâ kullanımının yaygınlaşması, telif hukukunda yeni sınamaları beraberinde getiriyor.
Münih Bölge Mahkemesi’nin bu kararı, telif korumasının öznesinin teknoloji değil insan olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.
Jan Bernd Nordemann’ın ifadesiyle, mesele yalnızca prompt yazmak değil; prompter’ın kişiliğinin çıktıya hâkim olacak ölçüde yansımasıdır.
Yapay zekâ çağında telif hukukunun sınırları, insan yaratıcılığının görünürlük derecesi üzerinden şekillenmeye devam edecek.