Yapay zekâ destekli deepfake içeriklerin hızla yayılması, Avrupa’da telif hukuku ile kişilik hakları arasındaki sınırı yeniden tartışmaya açtı. Özellikle sanatçılar ve kamuya mal olmuş kişiler açısından ciddi gelir kayıplarına yol açabilecek sahte video ve ses üretimleri, hukuk sistemlerini yeni koruma mekanizmaları geliştirmeye zorluyor.
Bu kapsamda Danimarka, bireylerin yüzü ve sesi üzerinde ekonomik hak tanımlanmasını öngören bir düzenlemeyi değerlendirmeye aldı. Taslak çalışma, dijital kimliğin yalnızca mahremiyet değil aynı zamanda ekonomik değer boyutuyla da ele alınmasını amaçlıyor.
Telİf hukuku mu, kİşİlİk hakki mi?
Danimarka Kültür Bakanlığı tarafından hazırlanan taslak metin, bireylerin kendi görüntü ve sesleri üzerinde hak iddia edebilmesini hedefliyor. Kültür Bakanı Jakob Engel-Schmidt, yapay zekâ araçlarının kontrolsüz kullanımının yaratıcı sektörlerde mesleki gelirleri zayıflatabileceğini vurguluyor.
Bu yaklaşım, klasik telif hukukunun sanat eserlerini koruma anlayışının ötesine geçerek, insan kimliğini ekonomik bir hak kategorisi içinde değerlendirmeyi gündeme getiriyor.
Geleneksel sistemde telif hakları eseri korur; kişilik hakları ise bireyin onurunu ve mahremiyetini. Ancak yeni öneri, yüz ve sesin de lisanslanabilir bir ekonomik değer olarak tanımlanmasını tartışmaya açıyor. Bu durum, kimliğin fikrî mülkiyet benzeri sözleşmelerin konusu hâline gelmesi ihtimalini doğuruyor.
Avrupa’da yenİ bİr model arayişi
Avrupa Birliği’nin yürürlüğe koyduğu Dijital Hizmetler Yasası (DSA), platformlara içerik kaldırma konusunda yeni yükümlülükler getirmiş olsa da, deepfake mağdurlarının hızlı ve etkili sonuç alamadığı eleştirileri sürüyor. Bu nedenle bazı hukuk çevreleri, telif temelli bir mekanizmanın daha güçlü bir yaptırım aracı olabileceğini savunuyor.
ABD’de uzun süredir uygulanan “right of publicity” modeli, bireylerin adını, yüzünü ve sesini ticari kullanıma karşı koruyor. Avrupa’da gündeme gelen öneri ise bu modeli daha ileri taşıyarak, kimliğin ekonomik değerini açık biçimde tanımlamayı hedefliyor.
Bİyometrİk verİ ve merkezİ kayit sİstemİ tartişmasi
Çin merkezli yapay zekâ video üretim araçlarının gelişmesi, gerçek kişilere ait yüzlerin izinsiz biçimde dijital içeriklerde kullanılmasını kolaylaştırdı. Uzmanlar, hukuki düzenlemelerin yanı sıra teknik doğrulama sistemlerinin de geliştirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Danimarka’daki tartışmalar, yüz ve ses verilerinin korunması için merkezi kayıt sistemlerinin kurulması fikrini de gündeme taşıdı. Ancak böyle bir model, biyometrik verilerin geniş veri tabanlarında saklanmasını gerektireceği için veri güvenliği ve özgürlükler açısından yeni riskler barındırıyor.
Sam Altman tarafından desteklenen World kimlik projesi, biyometrik doğrulamanın küresel ölçekte yaygınlaşabileceğine işaret eden örneklerden biri olarak gösteriliyor.
Dijital güvenlİk İle özgürlük arasindakİ denge
Avrupa’da süren deepfake telif hakkı tartışması, yalnızca bir hukuk teknikliği değil; insan kimliğinin dijital çağdaki statüsüne ilişkin temel bir sorgulamayı temsil ediyor.
Bir yanda sanatçıların ve bireylerin emeğini koruma ihtiyacı, diğer yanda kimliğin ekonomik bir varlığa dönüşmesinin doğurabileceği etik ve özgürlük sorunları bulunuyor.
Önümüzdeki dönemde teknoloji hukuku, dijital güvenlik ile bireysel hak ve özgürlükler arasındaki dengeyi yeniden tanımlamak zorunda kalacak.