Küresel teknoloji şirketlerine ait dijital platformların Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisi her geçen yıl daha görünür ve daha tartışmalı hâle geliyor. 2024 yılı verilerine göre Google, Meta, X ve TikTok gibi platformlara Türkiye’den reklam harcamaları yoluyla yaklaşık 158 milyar TL aktarıldı. Bu tutar, 2024 yılı ortalama döviz kuru esas alındığında yaklaşık 4,6 milyar dolar seviyesine karşılık geliyor.
Uzmanlara göre bu devasa kaynağın neredeyse tamamı, Türkiye’de yatırıma, istihdama veya vergi gelirine dönüşmeden yurt dışına çıkıyor. Reklam pastasının hızla dijital platformlara kayması, yerli ve ulusal medyanın gelirlerini dramatik biçimde azaltırken; gazetecilik, kültür-sanat ve içerik üretimi alanlarında sürdürülebilirliği ciddi biçimde tehdit ediyor.
Türkiye’de haber içeriklerinin hukuken “eser” sayılmaması ve dijital telif kapsamında korunmaması, küresel platformların elini güçlendiriyor. Bu şirketler, yerli medya kuruluşlarının ürettiği haberleri hiçbir bedel ödemeden dijital ekosistemlerinde dolaşıma sokarken, aynı zamanda algoritmalar aracılığıyla görünürlük ve erişim üzerinde belirleyici bir güç kuruyor.
Algoritmik sıralamalar ve trafik yönlendirmeleri sayesinde medya kuruluşlarının tıklanma oranları doğrudan etkileniyor; okur ise giderek daha fazla Google ve benzeri platformlara bağımlı hâle geliyor. Sonuç olarak; içerik üreten kazanamıyor, dağıtan kazanıyor.
Kanada, Fransa, Almanya, İspanya, İngiltere ve ABD gibi ülkelerde ise tablo farklı. Google ve Meta gibi şirketler, bu ülkelerde yüksek yaptırım riski ile karşı karşıya kaldıkları için medya kuruluşlarıyla anlaşmalar yapmak zorunda kalıyor. Söz konusu ülkelerde dijital platformlar, her yıl yüz milyonlarca doları bulan telif ve lisans ödemeleri gerçekleştiriyor.
Bu örnekler, dijital ekonomide “serbest kazanç” döneminin sona erdiğini ve kamusal düzenlemenin kaçınılmaz olduğunu açıkça gösteriyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hazırlıkları süren Dijital Telif Yasası, bu tek taraflı ekonomik kaybın önüne geçilmesi açısından kritik bir eşik olarak görülüyor. Taslak düzenlemeyle birlikte;
Dijital platformlara lisans ve telif ödeme yükümlülüğü getirilecek,
Kurallara uymayan şirketler için para cezaları ve faaliyet izinlerinin iptali gündeme gelecek,
Kurulması planlanan Dijital Telif Kurulu ile platformlar sürekli ve sıkı bir denetime tabi tutulacak.
Tartışmaların merkezinde artık tek bir soru var:
Türkiye, dijital alanda uğradığı bu ekonomik kaybı nasıl telafi edecek?
Yıllık 158 milyar TL’lik (yaklaşık 4,6 milyar dolar) kaynak, yalnızca bir reklam harcaması değil; Türkiye için kaçırılmış büyük bir kalkınma fırsatı anlamına geliyor. Bu tutar stratejik alanlara yönlendirilmiş olsaydı, yüksek çarpan etkisine sahip yatırımlar hayata geçirilebilirdi.
Öne çıkan bazı örnekler:
Enerji ve Batarya Teknolojileri:
500 milyon dolarlık lityum pil fabrikası ölçeğinde 9 adet tesis kurulabilir, Türkiye enerji depolama ve elektrikli araç bataryalarında bölgesel üretim üssü hâline gelebilirdi.
Otomotiv:
BYD ve Chery ölçeğinde 4’er adet otomotiv üretim tesisi hayata geçirilebilir, binlerce kişiye doğrudan istihdam sağlanabilirdi.
Tarım ve Gıda:
Fındık başta olmak üzere katma değerli tarım tesisleri kurulabilir, ihracat geliri kalıcı biçimde artırılabilirdi.
Konut:
70–80 m² büyüklüğünde yaklaşık 105 bin sosyal konut inşa edilebilirdi.
Eğitim:
24 derslikli 1.500 okul,
500’den fazla öğrenci yurdu,
binlerce mesleki eğitim merkezi kurulabilirdi.
Sağlık:
50 civarında modern hastane,
7.000’den fazla Aile Sağlığı Merkezi hayata geçirilebilirdi.
Kadın ve Sosyal İstihdam:
6.000’den fazla kreş ve gündüz bakım evi,
1.000’in üzerinde yaşlı bakım merkezi açılabilirdi.
Yüksek Teknoloji ve Ar-Ge:
6 adet yarı iletken ve çip üretim tesisi
600’den fazla Ar-Ge merkezi
15 ayrı teknoloji fonu
1.500 yazılım ve yapay zekâ eğitim merkezi kurulabilirdi.
Dijital platformlar yalnızca birer teknoloji şirketi değil; ekonomiyi, kültürü ve kamusal alanı doğrudan şekillendiren küresel aktörlerdir. Türkiye’nin yerli medya, müzik ve içerik üreticilerinin emeğinin karşılığını alabilmesi için dijital telif düzenlemeleri bir tercih değil, zorunluluktur.
MESAM olarak savunduğumuz temel ilke nettir:
İçerik üreten kazanmalı, emeğin karşılığı ödenmelidir.
Dijital çağda telif, yalnızca bir hak değil; ülkenin ekonomik ve kültürel egemenliğinin de teminatıdır.