Pazartesi, Mart 02, 2026

Dijital Reklam Pastasına Hukuki Kıskaç “Onaylıyorum” butonu ne Google’ı ne Meta’yı kurtaracak


İçerik üretmeden milyarlarca liralık reklam geliri elde eden küresel dijital platformların “yer sağlayıcı” zırhı çatırdıyor. Google, Meta ve benzeri devlerin tek taraflı sözleşmelerle telif haklarını devre dışı bırakmasına karşı hukuk cephesinde güçlü bir karşı hamle hazırlanıyor. Uzmanlar, Türkiye’nin dijital telif düzenlemesini gecikmeden hayata geçirmemesi halinde kültür ve medya alanında kalıcı bir gelir kaybıyla karşı karşıya kalacağını vurguluyor.

Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Sezercan Bektaş, MESAM’a yaptığı özel değerlendirmede, dijital reklam gelirlerinden içerik üreticilerine pay verilmesinin artık bir “tercih” değil, hukuki bir zorunluluk olduğunu söyledi.

74 yıllık kanun dijital çağa cevap veremiyor

Türkiye’de telif haklarının temelini oluşturan 1952 tarihli 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun, dijital platformlar ve yapay zekâ çağının gerisinde kaldığını belirten Bektaş, özellikle müzik, haber, görsel ve metin içeriklerinin korunmasında ciddi boşluklar bulunduğuna dikkat çekti.

“Dijital platformlar içerik üretmiyor, fakat üretilen içerik üzerinden reklam geliri elde ediyor. Mevcut sistem, bu ekonomik değeri üreten eser sahibini yeterince koruyamıyor. Bu durum hem basın mensuplarını hem de müzik ve sanat emekçilerini doğrudan zarara uğratıyor.”

MESAM’ın uzun süredir gündeme taşıdığı “dijital telif yasası” ihtiyacının, artık ertelenemez bir noktaya geldiğini vurgulayan Bektaş, yapay zekâ destekli içerik üretiminin de mevcut belirsizliği derinleştirdiğini ifade etti.

Yapay zekâ tehdidi: klasik rejim güçlendirilmek zorunda

Bektaş’a göre, yapay zekâ sistemleri tarafından yapılan veri taramaları ve içerik kullanımları, eser sahiplerinin mali hakları üzerinde ciddi bir tehdit oluşturuyor:

“Yapay zekâ, haberleri, müzikleri, metinleri tarıyor, dönüştürüyor ve yeniden sunuyor. Eğer bu süreçler hukuki bir çerçeveye alınmazsa, eser sahiplerinin emeği görünmez hale gelir. FSEK’in temel ilkeleri korunarak, dijital ve yapay zekâ çağını kapsayan güçlü bir rejim kurulmalıdır.”

Bu noktada Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TBMM Dijital Mecralar Komisyonu’nda yürütülen çalışmaların tarihi bir fırsat sunduğunu belirten Bektaş, MESAM’ın yıllardır dile getirdiği uyarıların artık karşılık bulması gerektiğini söyledi.

Reklam gelirlerinden pay almak ‘hak’ değil, zorunluluk

Google ve Meta gibi platformların içerikler üzerinden elde ettiği reklam gelirlerine dikkat çeken Bektaş, elektronik ortamda üretilen her içeriğin açık şekilde telif koruması altında olduğunu hatırlattı:

“Bir içerik üzerinden reklam geliri elde ediliyorsa, o içeriğin sahibinin mali hakkı doğar. Dijital platformlar, bu gelirleri paylaşmak zorundadır. Aksi durum açık bir telif ihlalidir.”

MESAM’ın da savunduğu üzere, müzik eserleri, haber metinleri, görseller ve diğer kültürel üretimler olmadan dijital reklam ekonomisinin var olamayacağına dikkat çekiliyor.

‘Yer sağlayıcı’ kılıfı sorumluluğu ortadan kaldırmaz

Platformların 5651 sayılı Kanun kapsamında “yer sağlayıcı” olarak tanımlanmasının, telif ihlalini ortadan kaldırmadığını belirten Bektaş, şu uyarıyı yaptı:

“Eser sahibinin izni olmadan içeriğin çoğaltılması, işlenmesi veya sunulması FSEK kapsamında açık ihlaldir. Bu noktada platformlar doğrudan sorumludur. ‘Biz sadece barındırıyoruz’ savunması artık geçerliliğini yitiriyor.”

‘Onaylıyorum’ butonu hukuk önünde geçersiz olabilir

Dijital platformların kullanıcılarına dayattığı **“Hizmet Şartları”**na da değinen Bektaş, bu sözleşmelerin Türk Borçlar Kanunu’na göre “genel işlem koşulu” niteliği taşıdığını vurguladı:

“Kullanıcının müzakere edemediği, tek taraflı ve dengesiz şartlar Borçlar Kanunu’nun 21. maddesine göre ‘yazılmamış’ sayılır. Eser sahibinin mali haklarını devreden bu maddeler hukuk önünde hükümsüz kalabilir. Yani ‘onaylıyorum’ butonu, platformları kurtarmaz.”