Çarşamba, Şubat 04, 2026

Dijital Telif Yasası: Görünmez Emekten Ekonomik Hakka Giden Yol


Dijital dünyada içerik hiç olmadığı kadar görünür; ancak bu görünürlük, üreticiler için aynı ölçüde ekonomik karşılık anlamına gelmiyor. Sosyal medya, arama motorları ve dijital dağıtım platformları; müzikten habere, görsel sanatlardan oyun sektörüne kadar uzanan geniş bir yaratıcı alanı beslerken, ortaya çıkan ekonomik değerin büyük kısmı küresel platformların kasasında toplanıyor. Türkiye’de gündemde olan Dijital Telif Yasası işte bu yapısal dengesizliğe müdahale etmeyi amaçlıyor.

Yeni düzenleme, yalnızca “kopyalamayı engelleyen” klasik telif reflekslerinin ötesine geçerek, yaratıcı emeğin dijital ekonomideki yerini yeniden tanımlamayı hedefliyor. Tartışmanın merkezinde artık şu soru var:
İçeriği kim üretiyor, değeri kim topluyor?

Platform Çağında Telif Sorunu Değişti

Bugünün dijital ekosisteminde platformlar yalnızca aracı değil; aynı zamanda ölçen, sınıflandıran, öne çıkaran ve fiyatlandıran yapılar. Algoritmalar aracılığıyla hangi içeriğin görünür olacağına karar veriliyor, kullanıcı davranışları üzerinden veri toplanıyor ve bu veri ekonomik değere dönüştürülüyor. Ancak bu süreçte, yaratıcı emeğin karşılığı çoğu zaman üreticiye dönmüyor.

Dijital Telif Yasası tam da bu noktada, telif hukukunun klasik “eser–kopya” denkleminden çıkarak platform–üretici ilişkisini merkeze alıyor. Yani mesele yalnızca bir içeriğin izinsiz kullanımı değil; içeriğin dolaşıma girdiği dijital sistemin nasıl gelir ürettiği.

Telif, Sadece Haber Değil: Müzik, Oyun, Görsel Sanatlar

Kamuoyunda çoğu zaman haber yayıncıları üzerinden tartışılsa da dijital telif meselesi çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Müzik eserleri, dijital sanat üretimleri, oyunlar, görsel tasarımlar ve hatta yapay zekâ sistemlerinin eğitiminde kullanılan yaratıcı içerikler bu tartışmanın doğrudan parçası.

Özellikle müzik alanında eser sahipleri, dijital platformlar üzerinden milyarlarca kez dinlenen içeriklerin karşılığında şeffaf olmayan gelir modelleriyle karşı karşıya kalıyor. Dijital Telif Yasası’nın hedeflerinden biri de bu karmaşık ve kapalı sistemleri müzakereye açık ve denetlenebilir hale getirmek.

Algoritmaların Gölgesinde Yaratıcılık

Dijital platformların sunduğu görünürlük, beraberinde yeni bir bağımlılık biçimi de yaratıyor. İçerik üreticileri, yalnızca nitelikli eser üretmekle değil; algoritmaların beklentilerine uyum sağlamakla da yükümlü hale geliyor. Süre sınırları, format zorunlulukları ve etkileşim odaklı tasarım anlayışı, yaratıcı süreci zamanla bir “optimizasyon” faaliyetine dönüştürüyor.

Bu durum, estetik çeşitliliğin daralmasına ve özgünlüğün kırılganlaşmasına yol açabiliyor. Dijital Telif Yasası, doğrudan algoritmaları düzenlemese de, yaratıcı emeğin ekonomik gücünü artırarak bu asimetrik ilişkiyi dengelemeyi amaçlıyor.

Yapay Zekâ ve Telif: Yeni Cephe

Tartışmanın en kritik başlıklarından biri de yapay zekâ. Üretken yapay zekâ sistemleri, çoğu zaman telifli eserlerden oluşan devasa veri setleriyle eğitiliyor. Bu süreçte eser sahiplerinin rızası, bilgisi ve ekonomik payı çoğu zaman göz ardı ediliyor.

Dijital Telif Yasası, bu anlamda yalnızca bugünün değil, geleceğin telif sorunlarına da yanıt arıyor. “Yaratıcı emek bedelsiz bir hammadde değildir” yaklaşımı, yasanın temel felsefesini oluşturuyor.

Yerel Üretici İçin Pazarlık Gücü

Düzenlemenin kısa vadede platformların Türkiye’den çekilmesi gibi bir sonuç doğurması beklenmiyor. Asıl hedef, uzun vadede yerel üreticinin pazarlık gücünü artırmak. Bireysel mücadelelerin yetersiz kaldığı bu alanda, kolektif hak yönetimi ve yasal çerçeve belirleyici hale geliyor.

Dijital Telif Yasası, yaratıcı emeğin yalnızca kültürel değil, aynı zamanda ekonomik bir değer olduğunu kabul eden yeni bir yaklaşım sunuyor. Bu yaklaşım, dijital çağda telif kavramını yeniden düşünmenin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.