Henüz daha 12 yaşındayken beste yapmaya başlayan Elif Kaya, müzikle kurduğu bağı, kariyerindeki dönüm noktalarını, sanat dünyasındaki dostluklarını ve yıllar içinde yaşadığı kırgınlıkları MESAM Dergisi’ne anlattı. Kaya, Yıldız Tilbe’ye duyduğu sevgiden uzun süredir üzerinde çalıştığı türkü albümüne, Serdar Ortaç ile yaptığı düetten gelecekte hayalini kurduğu sakin ve doğal yaşama kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu.
İlk bestenizi henüz 12 yaşındayken yaptınız. O yaşlardaki Elif Kaya’yı beste yapmaya iten duyguyu bugün hatırlıyor musunuz?
Geçtiğimiz günlerde 18 yaşımdayken tuttuğum günlüğüm elime geçti. Hâlâ tamamını okuyamadım açıkçası. Biraz okuyorum, sonra bazı yerlerde kalbim sıkışıyor ve bırakıyorum. Meğer oldukça kederli bir 18 yaş geçirmişim.
Bugün dönüp baktığımda bana beste yaptıran, söz yazdıran şeylerin ne olduğunu çok daha iyi anlayabiliyorum. Tabii sadece mutsuzluk değildi. Gençliğin getirdiği heyecanlar, hevesler, duygular da vardı. İnsan o yaşlarda her şeyi biraz daha yoğun yaşıyor galiba.
Hayatınızın akışını değiştirdiğini düşündüğünüz bir an var mı?
Katıldığım bir ses yarışması vardı. Sanırım o yarışmaya katılmaya karar verdiğim ve gerçekten bunun için harekete geçtiğim an benim için önemli bir dönüm noktasıydı. Çünkü bazen bir şeyi istemekle onun peşinden gitmek arasında büyük bir fark oluyor. Benim için de o adımı atmak önemliydi.
Bugün karşınızda 17 yaşındaki Elif Kaya olsaydı ona ne söylerdiniz?
“Sadece kendine inan. Kendini dinle, hislerine güven. Kendine güvenmekten vazgeçme. Çok güçlüsün ve aslında ne yapman gerektiğini gayet iyi biliyorsun.” derdim.
Sahnede oldukça yüksek bir enerjiniz var. Konser bittikten sonra o enerji hemen düşüyor mu, yoksa sizinle devam mı ediyor?
Hiç düşmüyor desem yeridir. Sahne bitiyor ama bendeki enerji bir süre daha devam ediyor. Hatta çoğu zaman sahneden indikten sonra, “Stüdyoya gidelim mi? Bir şeyler yapalım mı?” dediğim oluyor.
Tabii etrafımdakiler, “Artık yorulduk, biraz dinlenelim.” diyor. Haklılar da. Ben sahne sonrasında gerçekten çok hareketli oluyorum. Sonra mecburen eve gidip dinleniyorum. Sağlıklı olanın da bu olduğunu bildiğim için kendimi biraz frenlemeye çalışıyorum.
Sanat dünyasında gerçek dostlukların kolay kurulmadığı söylenir. Sizin “İyi ki var” dediğiniz insanlar var mı?
Bence bu konu sadece sanat dünyasıyla ilgili değil. Her şeyden önce insan olmakla ilgili.
Elbette sanat dünyasında rekabet var. İnsanlar birbirlerini beğenebiliyor, birbirlerine hayranlık duyabiliyor, arkadaş olmak isteyebiliyor ama bazen rekabet duygusu araya girebiliyor.
Buna rağmen bu camiadan çok kıymetli dostlarım oldu. Çoğu benden büyük; “abim”, “üstadım” dediğim insanlar var. Çok sevdiğim, değer verdiğim kadın sanatçı arkadaşlarım da var.
O yüzden “Sanat dünyasından dost çıkmaz” düşüncesine hiç katılmıyorum. Elbette çıkar. Bence insan böyle düşündüğünde biraz da kendi samimiyetini sorgulamalı.
Peki yazdığınız şarkılara baktığınızda; gençlik yıllarında yazdıklarınız mı yoksa bugünkü birikiminizle ortaya çıkan eserler mi size daha samimi geliyor?
Eski şarkılarımın duygusu bana biraz daha saf geliyor. Çünkü o dönemlerde hiçbir kaygım yoktu. Sadece içimden ne geliyorsa onu yazıyordum.
Bugün yazdıklarım elbette daha olgun. Ama zaman geçtikçe insanın kafasına başka sorular da giriyor. “Bu şarkı dinlenir mi?”, “İnsanlara ulaşır mı?”, “Herkese hitap eder mi?” gibi düşünceler ister istemez devreye giriyor.
Bu tür kaygılar çoğaldığında insan bazen kendisiyle arasına mesafe koyabiliyor. Çocuklukta ve gençlikte ise o mesafe henüz oluşmamış oluyor. O yüzden o dönemde yazdığım eserlerde daha saf, daha filtresiz bir duygu olduğunu düşünüyorum.
Bugün de samimiyim tabii ama artık duygunun yanında tecrübe, düşünce ve kaygılar da var.
Bugüne kadar yaşadıklarınız arasında, “Beni çok hırpaladı ama bugünkü Elif olmamda da payı var” dediğiniz bir olay oldu mu?
Çok fazla oldu.
Bu sektörün içine girdikten sonra verilen sözlerin tutulmadığı birçok durum yaşadım. Mesela bir dönem çok büyük hazırlık yaptığım, gerçekten ciddi emek verdiğim bir sahne projesi vardı. Sonrasında bana doğru düzgün haber bile verilmeden bütün hazırlıklarımı çöpe atmak zorunda kaldım.
Bugün bunların beni ne kadar güçlendirdiğini düşündüğümde, açıkçası hâlâ biraz öfkeli olduğumu fark ediyorum. İçimde kalan bir kırgınlık da var. Belki birkaç yıl sonra geriye dönüp baktığımda bana ne kattığını daha iyi anlayacağım.
Ama bir konuda kesinlikle beni güçlendirdi: Kendi haklarımı daha iyi öğrenmeye başladım. İşlerin daha net, daha yazılı ve daha profesyonel yürütülmesi gerektiğini anladım. İnsan yaşadıkça bunları öğreniyor.
Yıldız Tilbe’nin birçok eserini seslendiriyorsunuz. Onun şarkılarıyla kurduğunuz özel bir bağ mı var?
Yıldız Tilbe’ye karşı gerçekten çok özel bir sevgim var. Onun enerjisi, varlığı, insanda bıraktığı his bana çok başka geliyor.Yıldız Tilbe hepimizin hayatına, ruhuna bir yerden dokunmuş çok özel bir sanatçı.
Onun için hazırlanan projede “Yar” adlı eserini seslendirmiştim. Daha sonra şarkıyı kızına yazdığını öğrendim. Bu da beni ayrıca etkilemişti.
Bence sadece şarkıları değil, Yıldız Tilbe’nin kendisi de insana dokunuyor.
15 yıl sonra kendinizi nasıl bir hayatın içinde hayal ediyorsunuz?
Kendime küçük bir çiftlik, hatta kendi küçük köyüm gibi bir yaşam alanı kurmak istiyorum. Çok doğal, sakin bir hayat hayalim var.
Kariyer tarafında ise 15 yıl sonra da müziği aynı heyecanla yapmak istiyorum. Hatta mümkünse bugün olduğundan çok daha büyük bir hayranlıkla.
Çünkü müzik benim hayatımda hep olacak. Şükürler olsun, gerçekten damarlarımda akıyor.
Ama yaş ilerledikçe insan huzurun ve sağlığın değerini daha fazla anlıyor. Ben de müziğin yanında en çok huzur ve sağlık diliyorum.
Yakın dönemde dinleyicilerinizi hangi projeler bekliyor?
En yakın projemiz bir türkü albümü. Aslında üzerinde yıllardır çalıştığımız bir projeydi. Bu kış artık zamanının geldiğini hissediyorum. İlk etapta beş türkü yayımlamayı düşünüyoruz.
Bir yandan kendi bestelerim üzerinde de çalışıyorum. Onları kafamdaki müzikal forma oturtmaya çalışıyorum.
Birkaç ay önce Serdar Ortaç’la da bir düet yaptık. Onun da yakın zamanda yayımlanmasını bekliyorum ama kesin tarihini şu an ben de bilmiyorum.
Bunun dışında müzisyen arkadaşlarımızla konuştuğumuz ortak projeler var. Henüz fikir ve hazırlık aşamasındalar. Bir araya gelip “Ne yapabiliriz, nasıl farklı bir şey çıkarabiliriz?” diye konuşuyoruz.
Bakalım neler olacak. Ben de en az dinleyiciler kadar merak ediyorum.
“Keşke onunla düet yapsaydım” ya da “Bir gün mutlaka birlikte şarkı söylemek isterim” dediğiniz bir isim var mı?
Aslında çok fazla isim var. O yüzden bir kişiyi seçmek zor.
Ben birlikte üretmekten keyif alabileceğim, müziği gerçekten hisseden insanlarla çalışmayı seviyorum. Benim için en önemli şey biraz bu.
Tabii Sezen Aksu’yla ya da Tarkan gibi çok büyük isimlerle, üstatlarla birlikte şarkı söylemeyi kim istemez? Rahmetli Müslüm Gürses’le de seslerimizi yan yana duymayı çok isterdim.
Ama günümüzde müzik yapan arkadaşlarımla da ortak işler üretmek beni çok mutlu ediyor. Özellikle bundan sonraki düetlerimden birinin bir kadın sanatçıyla olmasını çok isterim.
Son olarak MESAM’a iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Bizleri anlamaya, yakından tanımaya ve dinlemeye önem verdiğiniz için teşekkür ediyorum.
Eser sahiplerinin emeklerinin daha güçlü karşılık bulduğu, telif gelirlerinin daha da arttığı ve müziğin değerinin her geçen gün daha iyi anlaşıldığı nice güzel yıllar diliyorum.
Röportaj: Ali Can Tiryaki