Perşembe, Ocak 15, 2026

Gurbette Türkünün Sesi: Romanya’da Bir Kültürel Temsil Hikâyesi


Türk müziğini ve şiirini Romanya’da yalnızca sahnelerde değil, kültürel bir temsil alanı olarak yaşatan sanatçı; besteleri, sahne performansları ve sivil toplum çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Bağlamayla başlayan müzik yolculuğundan gurbette türkü söylemenin anlamına uzanan bu samimi söyleşide, müziğin kimlik, aidiyet ve kültürler arası köprü kurma gücünü konuştuk.

Müziğe nasıl ve ne zaman başladınız?

Müziğe ilkokul dördüncü sınıfta bağlama çalmayı öğrenerek başladım. Sonraki yıllarda okul orkestralarında hem bağlama çaldım hem de okuyucu olarak yer aldım. 1983 yılında Ahmet Selçuk İlkan abimle tanışmam hayatımda önemli bir dönüm noktası oldu. O yıllarda yeni yeni besteler yapmaya başlamıştım.

1985 yılında, sözleri Ahmet Selçuk İlkan’a ait ve bir yıl içinde beş farklı sanatçı tarafından seslendirilen “İlk Aşkım Sevgilim Liselim Benim” adlı şarkının bestesini yaptım. Zamanla şiir ve bestelerimi birçok sanatçı seslendirdi.

Hâlen beste ve sahne çalışmalarınız devam ediyor mu?

Elbette. Yaklaşık 25 yıldır Romanya’da Türk müziği kültürünü tanıtıyor ve bu kültüre hizmet etmeye devam ediyorum. Bu yıl sonunda yine sözleri Ahmet Selçuk İlkan abime ait yeni şarkılar besteledim. Üretim hiç durmuyor.

Romanya’da yaşayan bir Türk olarak, türkü ve şiirin kimliğinizdeki yeri nedir?

Benim için türkü ve şiir yalnızca bir sanat dalı değil, köklerimle kurduğum canlı bir bağ. Türküler ve şiirler sayesinde Anadolu’yla olan bağım hiç kopmadı. Gurbeti, hasreti, sevinci ve acıyı en saf hâliyle türkülerde ve şiirlerde buluyorum. Coğrafya değişse de kimliğimin özü türkü ve şiirle hep aynı yerde duruyor. Türküler benim gurbetteki kimliğimin sesi.
 

Yurt dışında müzik insanın kökleriyle bağını güçlendiriyor mu?

Kesinlikle. Müzik, insanın nereden geldiğini unutmamasını sağlıyor. Zamanla bu bağ daha da güçleniyor. Gurbette müzik, köklerle kurulan bağı diri tutan en güçlü araçlardan biri.

Program sonunda seslendirdiğiniz türküler ve şiirler izleyicide güçlü bir etki bıraktı. Türk müziğini Romanya’da bir “kültürel temsil aracı” olarak görüyor musunuz?

Evet, Türk müziği Romanya’da çok önemli bir kültürel temsil aracı. Hem kültürümüzü tanıtıyor hem de farklı kültürlerle aramızda köprü kuruyor.

Romanya’da canlı müzik yapılan restoran veya barlarda Türk olduğumuzu fark eden müzisyenler, bizi onurlandırmak için genellikle “Üsküdar’a Gider İken” türküsünü çalarlar. Bu jest bizi her seferinde çok duygulandırır.

Romanya’daki Türk toplumu için müzik bir eğlence mi, yoksa daha fazlası mı?

Müzik, Romanya’daki Türk toplumu için eğlenceden çok daha fazlası. Hasreti dindiren, geçmişle bugünü birleştiren ve aidiyet duygusunu ayakta tutan bir köprü. Özellikle yöresel türküler okunduğunda duygular kabarıyor. Müzik aynı zamanda ruhsal bir ihtiyaç.

Sivil toplum başkanlığı yapmış biri olarak kültürel etkinliklerde müziğin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Müzik, kültürel etkinliklerin merkezinde yer alır. Sivil toplum çalışmalarımda da bunu net biçimde gördüm. Müzik; insanların birbirine yaklaşmasını, ön yargıların azalmasını ve ortak bir duygu zemini oluşmasını sağlıyor.

Dil, yaş ve kültür gözetmeden insanları aynı coşku etrafında buluşturma gücüne sahip. Etkinliklerde müzik olduğunda katılım ve etkileşim çok daha güçlü oluyor.

Bu süreçte, MESAM Romanya Temsilcisi olarak müziğe daha fazla zaman ayırmaya başladım. Uzun süredir hazırlığını yaptığım Romanya Türk Musiki Cemiyetinin kuruluş sürecini resmen başlattım. 2026’daki açılış için tüm MESAM ailesini buradan davet etmek isterim.

Romanya’da Türk müziğine ilgi nasıl?

Romanya ile aramızda ciddi bir ortak kültürel miras var. Türk müziğine karşı güçlü bir aşinalık söz konusu. Son dönemde Türk dizilerinin Romen kanallarında yayınlanmasıyla birlikte hem sanatçılarımız hem de şarkılarımız daha fazla ilgi görmeye başladı.

Sahne deneyimlerimde şunu net gözlemliyorum: Romen dinleyiciler türkü dinletilerinde en çok “Leylim Ley” türküsünü talep ediyor. Sözleri anlamasalar bile türkülerdeki hüzne ve şiirlerdeki derinliğe çok içten tepkiler veriyorlar. Alkışlar, sessizlikler ve sonrasındaki sohbetler bunun en güzel göstergesi.

Yurt dışında türkü söylemekle Türkiye’de söylemek arasında duygusal bir fark var mı?

Var. Yurt dışında sahnede sadece bir sanatçı olmazsınız; dinleyiciyle ortak bir hikâye paylaşırsınız. Gurbet, türkünün içindeki duyguyu daha da yoğunlaştırır.

Hüzünlü bir türkü söylediğimde salonu derin bir sessizlik kaplar, insanların gözlerinin uzaklara daldığını hissedersiniz. Türkiye’de türkü günlük hayatın içindeyken, gurbette bir hatıra ve özleme dönüşür. Bu da duyguyu çok daha yoğun kılar.

Farklı kültürlere Türk müziğini sunarken nasıl bir dil kuruyorsunuz?

Anlatmaktan çok hissettirmeyi tercih ediyorum. Türk müziğinin içindeki samimiyet ve duygu zaten dinleyiciyle doğal bir bağ kuruyor. Bu anlamda müzik, dilsiz ama evrensel bir ortak payda. Bu konuda rahmetli Barış Manço, hepimiz için çok önemli bir yol göstericidir.

İş dünyasında aktif olmanıza rağmen müziği hayatınızda nasıl canlı tutuyorsunuz?

İş dünyası benim için bir sorumluluk alanı, müzik ise ruhumun nefesi. Bu ikisini rakip değil, birbirini besleyen iki alan olarak görüyorum. Doğru zaman yönetimi ve disiplinle bu dengeyi kurabiliyorum. Bu denge, beni hem daha üretken kılıyor hem de insanlara daha yakından dokunmamı sağlıyor.