Amerikalı radyo sunucusu David Greene için her şey sıradan bir mesajla başladı. Eski bir meslektaşı ona şu soruyu sordu:
“Sesini Google’a mı lisansladın? Sana çok benziyor.”
Greene o ana kadar Google’ın yapay zekâ aracı NotebookLM’yi hiç duymamıştı. Ancak mesajın ardından dinlediği bir kayıt, onu hem şaşkına çevirdi hem de hukuk mücadelesine sürükledi. Greene’e göre Google, sesini izinsiz şekilde taklit etmişti.
“Sesim kimliğimin en önemli parçası”
David Greene, yıllarca Amerikan kamu radyo ağı NPR’de yayınlanan “Morning Edition” programını ve KCRW’nin siyasi podcast’i “Left, Right & Center”ı sundu. 2012-2020 yılları arasında yaklaşık 13 milyon dinleyiciye ulaştı.
Greene için sesi yalnızca bir araç değil, kimliğinin temel bir parçasıydı. Washington Post’a verdiği demeçte bunu şu sözlerle anlattı:
“Sesim kimliğimin en önemli parçası. Konuşmaların dünyayı değiştirme gücüne inanıyorum. Google’ın bu davranışı inanılmaz.”
NotebookLM üzerinden dinlediği yapay ses kaydında, erkek sanal sunucunun tonlaması, ritmi ve konuşma içindeki küçük alışkanlıkları bile kendisine “ürpertici derecede” benziyordu. Greene, “Kendinizi dinliyormuş gibi hissettiğiniz tuhaf bir an” diyerek yaşadığı şoku anlattı.
NotebookLM nasıl çalışıyor?
Google tarafından geliştirilen NotebookLM, kullanıcıların yüklediği metinleri özetlemekle kalmıyor; bu metinleri iki sunucunun sohbet ettiği bir podcast formatında sesli anlatıma dönüştürüyor. Sistem, gerçek insan sesine oldukça benzeyen sentetik sesler üretiyor.
Teknoloji, uzun belgeleri dinleyerek tüketmeyi mümkün kılıyor. Ancak aynı zamanda, gerçek kişilere benzeyen seslerin üretilebilmesi nedeniyle telif hakkı, kişilik hakkı ve kimlik taklidi tartışmalarını da beraberinde getiriyor.
Dava açtı: “Asla söylemeyeceğim sözler söyletiliyor”
Greene, Google’ı izinsiz ses kopyalamakla suçlayarak dava açtı. İddiasına göre, kullanıcılar onun sesine benzeyen bir yapay sesle, asla söylemeyeceği ifadeleri üretebiliyor.
Google ise iddiaları reddetti. Şirket, NotebookLM’de kullanılan erkek sesin Greene ile ilgisi olmadığını ve profesyonel bir seslendirme sanatçısına dayandığını açıkladı.
Dava şu anda Santa Clara County mahkemesinde görülüyor. Mahkeme, sesin sıradan bir dinleyici tarafından Greene’e ait sanılacak kadar benzer olup olmadığını değerlendirecek.
Yüzde 53–60 benzerlik
Greene’in avukatları, iki ses arasındaki benzerliği mahkemeye sunduklarını belirtiyor. Dava dosyasına göre, bir yapay zekâ adli tıp firması sesler arasında yüzde 53–60 oranında benzerlik tespit etti. Bu oran, uzmanlara göre “nispeten yüksek” kabul ediliyor.
Cornell Üniversitesi Dijital ve Bilgi Hukuku Profesörü James Grimmelmann’a göre, davanın sonucu için yüzde 100 benzerlik gerekmiyor. Önemli olan, sıradan dinleyicilerin sesi Greene’e ait zannetmesi ve bunun bir zarara yol açması.
Bu durum, 1988’de şarkıcı Bette Midler’in sesinin izinsiz taklit edilmesi nedeniyle açtığı ve kazandığı davayı da hatırlatıyor.
“Tehlike çok büyük”
Bilişim Teknolojileri Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık’a göre bu dava, yapay zekâ ile ses klonlama alanının uzun süredir “gri bir bölgede” olduğunu gösteriyor.
Kırık, son yıllarda benzer vakaların arttığını belirterek şunları söyledi:
-
Yapay zekâ, internette bulunan konuşma kayıtlarından ton, vurgu ve ritim öğrenerek birkaç saniyelik örnekten bile benzer sesler üretebiliyor.
-
Sosyal medyadaki kısa videolar ve podcast kayıtları referans haline gelebiliyor.
-
Bu durum yalnızca ünlüleri değil, sıradan vatandaşları da risk altına sokuyor.
Ses taklidiyle yapılan dolandırıcılık aramaları, manipülatif içerikler ve itibar zedeleyici kayıtlar artık gerçek bir tehdit olarak görülüyor.
Hukuki boşluk mu var?
Uzmanlara göre asıl sorun, telif ve kişilik haklarının yapay zekâ kaynaklı ses üretimini açık ve net biçimde düzenlememesi.
Prof. Dr. Ali Murat Kırık’a göre:
-
Yasal boşluk devam ederse emek sahiplerinin hak talep etmesi zorlaşabilir.
-
Kimlik taklidi vakaları artabilir.
-
Dijital ortama duyulan güven zedelenebilir.
Kullanıcıların yalnızca sese güvenmemesi, ek doğrulama yöntemleri kullanması ve ses kayıtlarını paylaşırken daha dikkatli olması öneriliyor.
Devlet tarafında ise ses ve benzerlik haklarını kapsayan güncel düzenlemeler, izinsiz ses klonlamaya yönelik caydırıcı yaptırımlar ve yapay içeriklerin açık biçimde etiketlenmesi gerektiği vurgulanıyor.
Ses artık dijital bir varlık
Greene’in davası, yalnızca bir sunucunun hukuk mücadelesi değil. Aynı zamanda, yapay zekâ çağında sesin nasıl korunacağına dair daha büyük bir tartışmanın sembolü.
Artık ses, yalnızca biyolojik bir özellik değil; korunması gereken dijital bir varlık.
Önümüzdeki yıllarda hem mahkeme kararları hem de yasal düzenlemeler, bu yeni dijital kimlik alanının sınırlarını belirleyecek. Ve belki de en büyük soru şu olacak:
Duyduğumuz her sese güvenebilecek miyiz?