Perşembe, Şubat 19, 2026

Yapay Zekâ Kimin Hafızasıyla Üretiyor? Telifin Yeni Kör Noktası


Yapay zekâ ve telif hakları tartışması genellikle son ürüne odaklanıyor. “Bu eser kime ait?”, “Algoritma mı üretti, insan mı?”, “Gelir nasıl paylaşılacak?” gibi sorular gündemi meşgul ediyor. Oysa asıl mesele çoğu zaman üretim aşamasından önce başlıyor. Yapay zekâ modelleri, hangi hafızayla üretiyor? Hangi sanatçıların emeğiyle eğitiliyor? Ve o emek için kimden izin alınıyor?

Bugün müzik üretiminde kullanılan büyük yapay zekâ sistemleri, devasa veri havuzlarıyla eğitiliyor. Bu havuzların içinde yılların birikimi olan besteler, düzenlemeler, vokal karakterleri, armonik yapılar ve hatta yorum tarzları bulunuyor. Yani algoritma boş bir sayfadan başlamıyor; kültürel birikimin içinden besleniyor. Ancak bu beslenme sürecinde sanatçıdan açık rıza alınıyor mu? Çoğu zaman hayır. İşte telif tartışmasının gerçek kör noktası tam burada.

Eğer bir yapay zekâ modeli, binlerce sanatçının eserlerinden öğrenerek yeni bir müzik üretiyorsa, ortaya çıkan değer yalnızca algoritmanın değil; o kolektif hafızanın da ürünüdür. Bu durumda telif hakkını sadece “çıktı” üzerinden tartışmak eksik kalır. Asıl konuşmamız gereken, eğitim verisinin telif statüsüdür. Sanatçının eseri, onun izni olmadan bir makinenin öğrenme malzemesine dönüştürülebilir mi? Bu soru yalnızca hukuki değil, etik bir sorudur.

Bugün pek çok sanatçı, kendi sesine benzeyen yapay vokallerle karşılaşıyor. Kendi bestecilik üslubuna yakın üretimler görüyor. Bu durum, doğrudan kopya olmasa bile, stilin ve kimliğin dijital olarak çoğaltılması anlamına geliyor. Telif hukukunun klasik “eser benzerliği” kriterleri, bu yeni durumu tam olarak yakalayamıyor. Çünkü mesele artık birebir alıntı değil; yaratıcı kimliğin istatistiksel olarak yeniden üretilmesi.

 

Bu nedenle yapay zekâ çağında telif haklarını güçlendirmek istiyorsak, üç temel ilkeye ihtiyaç var. Birincisi şeffaflık: Yapay zekâ sistemleri hangi veriyle eğitildiğini açıklamalı. İkincisi rıza: Sanatçının eseri, açık izin olmadan eğitim verisi olarak kullanılamamalı. Üçüncüsü paylaşılan değer: Eğer bir model belirli bir repertuardan besleniyorsa, oluşan ekonomik değerin bir kısmı o havuza geri dönmeli.

Bu yaklaşım, yapay zekâya karşı olmak anlamına gelmez. Tam tersine, teknolojiyi insan emeğiyle uyumlu hâle getirmek anlamına gelir. Yapay zekâ üretim sürecini hızlandırabilir, yeni formlar yaratabilir, erişimi artırabilir. Ancak sanatçının emeği görünmez hâle gelirse, kültürel üretimin sürdürülebilirliği zarar görür. Güçlü bir telif sistemi, yalnızca koruyucu değil; aynı zamanda dengeleyici bir mekanizmadır.

Bugün kongrelerde yapay zekâ konuşulurken, mesele sadece “geleceğin teknolojisi” değildir. Mesele, geçmişin emeğinin gelecekte nasıl korunacağıdır. Eğer yapay zekâ insanlığın kültürel hafızasından besleniyorsa, o hafızanın sahipleri de bu denklemde yer almalıdır. Aksi hâlde teknoloji büyürken sanatçı küçülür.

Yapay zekâ çağında telif haklarının gerçek sınavı, çıktıdan çok kaynağa bakabilmekte yatıyor. Kim üretti sorusundan önce, kimden öğrenildi sorusunu sormadıkça sanatçıyı tam anlamıyla koruyamayız. Ve belki de bugün telif hukukunun önündeki en önemli görev, işte bu görünmez emeği görünür kılmaktır.

Murat Pınar Özdemir | 18 Şubat 2026

www.muratpinarozdemir.com

Yazarın Tüm Yazıları
54. İstanbul Müzik Festivali: Öne Çıkanlar ve Kısa Rehber

devamı