Bilgisayar öğretmenliğinden müzik üretimine uzanan yolculuğunda, şiiri, mahremiyeti ve samimiyeti merkezine alan Mebrure, üretim sürecini, sanat anlayışını ve müziğe bakışını MESAM Vizyon için anlattı.
Kendini "samimi, gerçek ve özgün" üçlüsüyle tanımlayan Mebrure, görünür olmaktan çok sesiyle var olmayı tercih eden bir sanatçı. Şiirle başlayan yolculuğunu müzikle buluşturan Mebrure, üretim sürecinden ilham kaynaklarına, öğretmenlik yıllarından yeni projelerine kadar birçok konuda içtenlikle sorularımızı yanıtladı.
1. Mebrure ismi sizin için neyi temsil ediyor? Bu isim nasıl doğdu?
Şarkılarımı müstear bir isimle yayımlamaya karar verdikten sonra eşimle birlikte oturup sevdiğimiz, bize nostaljik ve anlamlı gelen isimlerden A'dan Z'ye uzanan uzun bir liste hazırlamıştık. Mebrure de o listedeki isimlerden biriydi. Sonra tek tek, daha önce sanatçı adım olarak kullanılmış olanları eledim; resmî olarak alınmamış, farklı versiyonları da tercih edilmemiş isimleri listede bıraktım.
Alfabetik olarak ilerliyordum ve "E" harfine kadar gelmiştim. Fakat bir noktada bundan vazgeçtim. Söylenişi çok hoşuma giden ve nedense anlamı, olmak istediğim kişiyle örtüşüyormuş gibi hissettiren Mebrure ismini müzik platformlarında ve arama motorlarında aratmaya karar verdim. Hiçbir platformda sanatçı adı olarak kullanılmadığını görmek beni hem şaşırttı hem de çok mutlu etti.
Mebrure; kabul görmüş, takdir edilmiş, iyi ve güzel işler yapmış kadın anlamına geliyor. Bu anlam, hayatım boyunca ulaşmayı umut ettiğim değerlere çok yakın hissettirdi bana. O anda listedeki diğer bütün isimlerden vazgeçtim ve sanatçı adımı hiç düşünmeden Mebrure olarak kaydettim.
Aradan zaman geçmiş olmasına rağmen, Mebrure isminin benden önce bir sanatçı adı olarak keşfedilmemiş ve tercih edilmemiş olmasına hâlâ içten içe seviniyorum. Sanki bu isim beni bekliyormuş gibi hissediyorum.

2. Bilgisayar ve kontrol öğretmenliğinden müzik üretimine uzanan yolculuğunuz nasıl başladı?
Ben teknik lise mezunu olduğum için kendi bölümüm dışında tercih yaparsam iyi bir üniversitenin iyi bir bölümünden mezun olamayacağımın farkındaydım; bu yüzden mecburen Teknik Eğitim Fakültelerinin Bilgisayar Öğretmenliği bölümlerinden birini seçmek zorundaydım.
Ama üniversite okurken de, mezun olduktan sonra da edebiyatla ilgili bir bölüm okuyamamış olmanın burukluğunu uzun süre taşıdım. Aslında teknolojik yenilikleri de edebiyat kadar seven ve yakından takip eden bir tarafım her zaman vardı; sadece bunu öğretmenlik için kullanma fikrinin ötesine uzun zaman
geçememiştim. Pandemi sonrası öğretmenlik mesleğine geri dönmeyip dijital içerikler üretmeye başladım. Bu dönem bana, uzun zamandır vakit problemi nedeniyle uzak kaldığım kitaplarımla daha fazla zaman geçirme imkânı verdi. Yeniden şarkılar söylemeye, dinlemeye ve şiirler yazmaya fırsat buldum.
Derken 2025’in başında yapay zekâ (AI) teknolojileri ile animasyonlar, şarkılar, hatta dev prodüksiyonlar yapan yaratıcı insanları keşfettim. Sonrasında yaklaşık bir yıl boyunca oturup tüm AI platformlarını yakın takibe alarak, deneyerek; animasyon ve ses klonlama, müzik
kütüphanelerini yönetme gibi konuları en ince ayrıntısına kadar öğrenmeye karar verdim. Asıl
niyetim Niloya benzeri bir çocuk çizgi filmi üretmek ve yayınlamaktı, ama animasyon üretimi çok zahmetli ve maliyetli olduğu için çocuk şarkıları üreterek başlamaya karar verdim. Fakat paylaştığım çocuk şarkıları gerçekten çok az dinlendi. Ben bir süre ara verip eskiden içerik
ürettiğim kanalları yeniden toparlasam mı diye düşünürken, eşim bana neden şiirlerimden yetişkinler için şarkılar yapmayı denemediğimi sordu. Sesimin de hoş olduğunu bildiği için "Bence kendi sesine, sözüne bir şans daha vermelisin," dedi. Sonrası ise çorap söküğü gibi geldi... 2025’in sonlarına yaklaşırken elimde yayınlanmaya hazır sekiz şarkılık bir albüm vardı.
İlk şarkım "Burası Dünya"yı 1 Ocak 2026'da yayınlayarak Mebrure’nin sesini duyurmak için ilk adımı atmış olduk. Hikâyenin sonrası malum; Mebrure’nin sözleri, sesi ve bestesi yankısını bulmaya başladı...
3. Çocukluğunuzda sizi bugün yazan ve söyleyen Mebrure'ye dönüştüren en önemli hatıranız nedir?
Hayatım boyunca çantamda bir not defteri ve kalemle gezmeme vesile olan kişi, ortaokuldaki Türkçe öğretmenim çok sevgili Gülay Bilgili’dir. İmam Hatip Ortaokulu'nda sınıfların 60 kişiden başladığı o dönemlerde, öğrencilerinin yazdığı her şeyi satır satır okumaktan usanmayan, güzel şeyler yazmayı başardığımızda bunu ne kadar takdir ettiğini şefkatle gösteren çok nahif ve tatlı bir öğretmendi.
Ben hâlâ kendisinin, yazdığım bir paragraftan dolayı bana “Biliyor musun, kalemin yaşından daha olgun Elifciğim,” deyip yanağımı sıktığını mutlulukla hatırlıyorum. Benim şarkılar söylemeyi sevdiğimi keşfetmemi sağlayan kıymetli insan ise, lisedeki sınıf arkadaşım Deniz Sipahi olmuştur. Kendisi hâlâ müzikle meşgul; sesi buğulu, çok ince bir kalbe sahip, dünya güzeli biri. Tüm lise hayatım boyunca okul korosunda birlikte şarkılar söylemekten keyif aldığım, sesimi istediğim tonlara nasıl çıkaracağımı ve nefesimi de kısa sürede tüketmeden nasıl şarkı söyleyebileceğimi bana öğreten kişi sevgili Deniz’di. Yollarımız çok uzun zamandır ayrı düştüğü için hâlâ Mebrure’nin kendi sınıf arkadaşı olduğunun farkında olmayan sevgili Deniz’e de tüm kalbimle minnettarım.
4. Şiir yazmaya ne zaman başladınız? İlk dizelerinizi bugün okusanız neler hissedersiniz?
İlk şiirlerimi ortaokulda yazdığımı hatırlıyorum. O zamanlar, o çocuk hâlimle neler yazmış olabileceğimi gerçekten kestiremiyorum. Ortaokul ve lise yıllarında yazdığım hiçbir şey evimizin sobasında yanmaktan kurtulamadı. İmkânım olsa da okusam; çok duygulanır, çaylak kalemimden dökülenleri okumaktan büyük keyif alırdım diye düşünüyorum.
5. Bir dönem yazdığınız şiirleri sobada yaktığınızı anlatıyorsunuz. O günlere bugün dönüp baktığınızda içinizde kalan en büyük duygu nedir?
İçinde büyüdüğüm sosyoekonomik çevrede şiir yazmak bir maslahat değil, vakit kaybı olarak nitelendirildiği için ben de o dönem yazdıklarımın bir kıymeti olabileceğini asla düşünmemiştim. Sadece içimden, durduramadığım bir şekilde mısralar yazmak geliyordu. Şiir yazmaya ayıracak özel bir defterim de olmadığı için bunları okul defterlerimin sayfalarına yazabiliyordum.
Yazı yazılacak sayfası kalmamış tüm defterlerin bizim evdeki işlevi bir sonraki sezonda soba tutuşturmak olduğu için, her okul sezonu yazdıklarımın ders notlarımla beraber bir sonraki yıl yanacak olmasını kanıksamıştım galiba. Şimdi dönüp baktığımda, Mevlana’nın “Ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur. Can da inci, mercan da...” sözünü yaşayarak tecrübe etmiş olduğumun farkına varıyorum ve üzülüyorum.

6. Şarkılarınızın sözleri yaşanmışlıkların birebir yansıması mı, yoksa hayal gücünüzün de güçlü bir payı var mı?
Şarkı sözlerimin çoğunu kendi yaşanmışlıklarımdan, bazen de şahit olduğum ya da bende iz bırakmış hikâyelerden ilham alarak yazıyorum. Hayal gücümün çok geniş olduğunu düşünmüyorum ama insanların hissettiklerini duymak konusunda çok hassas olduğumu
biliyorum. Hissedebildiğimiz sürece, hayatın acı gerçeklerinin ya da tatlı güzelliklerinin hayal gücüne çok da gerek bırakmadan kitaplar dolusu şiirler ve hikâyeler yazmaya yeteceğine inanıyorum.
7. Bir şarkının ilk kıvılcımı sizde nasıl oluşuyor? Tek bir cümleyle mi başlıyor, bir melodiyle mi, yoksa bir duyguyla mı?
Bahsettiğiniz üç şekilde de oluyor aslında. Bazen eskiden yazdığım bir mısra kendiliğinden bir besteye dönüşüyor, ya da kulağımda sözsüz bir melodiyle birkaç hafta geziyorum; sözler sonradan gelip yavaş yavaş o melodideki yerlerini buluyor. Bazen de yoğun bir duygu vehbî bir şekilde gelip kalbime oturuyor; sonra bir çırpıda bütün bir şarkıyı yazıp kaydedebiliyorum.
8. Dinleyicileriniz eserlerinizde güçlü bir edebiyat dili hissediyor. Sizi besleyen şairler ve yazarlar kimler?
Daha çok şairleri seven biri olarak, en sevdiğim şairleri saymak istesem, bu liste çok uzun olur. Ama tabii ki Yunus Emre, Mevlânâ, Şeyh Gâlib, Nâbî, Fuzulî, Hayâlî, Asaf Halet Çelebi, Aşık Reyhânî, Hafız-ı Şirâzî, Gâlib Sermest, Sümmânî, Osman Nevres, Attila İlhan, Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet, Veysel Öksüz ve Cemal Süreya benim en sevdiklerimin başında geliyor.
Sevdiğim yazarlar ise genelde sabit olmuyor. Bir dönem bir yazarın bir eserini beğeniyorum, daha sonra başka bir roman ya da yazar onun yerini alıyor. O yüzden net bir yazar listem yok. Ama ideoloji ya da fikir ayrımı yapmaksızın dili akıcı ve hayatıma anlam katan her kitabı ve yazarı okurum diyebilirim. Bu aralar Matt Haig’i severek okuyorum.
Yakın zamanda Michael Ende’nin Momo kitabını üçüncü kez severek okudum. Zülfü Livaneli’nin Orta Zekalılar Cenneti, İskender Pala’nın Tavan Arası ve Kahve Molası kitapları, ve Sun Mi Huwang’a ait Uçabileceğini
Hayal Eden Tavuk kitabı da yakında okumak için kenarda tuttuklarım arasında yer alıyor.
9. Öğretmenlik mesleği, insanı ve hayatı gözlemleme biçiminizi nasıl etkiledi?
Öğretmenlik bana içimdeki çocuğun yaşamasına izin vermem gerektiğini öğretti. Hayatı bazen bir çocuk oyunu gibi görüp, küsmeden ve küstürmeden o oyunu oynayıp bitirmek için geldiğimizi anlamama yardım etti.
Çevremdeki her şeye merak ve hayranlıkla bakan çocuklar gibi bakabildiğim anlarda, güzellikler ve mucizelerle dolu olan büyülü bir dünyada yaşadığımızı yeniden hatırladım. Bunu bana tekrar tekrar hissettiren şey, dünyaya hâlâ çocukluğun renkli penceresinden önyargısız ve umutla bakabilen öğrencilerim ve onlarla iç içe olmama vesile olan öğretmenlik mesleği oldu.
10. Görünür olmayı değil, sesinizle var olmayı tercih ediyorsunuz. Sizce müzikte görünürlük ile samimiyet arasında nasıl bir ilişki var?
Hem görünür hem samimi hem de doğuştan sahne ışığı ile dünyaya gelmiş pek çok sanatçı var aslında. Görünür olmanın ya da olmamanın samimiyet konusunda bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Toplumlar bir sanatçıyı genellikle kendi hislerine tercüman olduğu zaman seviyor. Hepimiz kendimizden bir şeyler bulduğumuz sanatçılarla bir bağ kuruyoruz.
Eğer sanatın kıymeti sanatçının görünür olması ile doğru orantılı olsaydı, dünyadan ayrılmış büyük sanatçıları artık göremediğimiz için unutmamız gerekirdi. Ama asırlar öncesine ait sanat eserlerinin sahiplerini hâlâ severek anıyoruz. Görmeden, tam olarak tanımadan onlara da içtenlikle hayran oluyoruz. Çünkü samimiyet sanatın her türünde kendini kolaylıkla belli eden zamanın ve mekânın ötesine işleyebilen tertemiz bir duygu.
11. Mahremiyet sizin için neden bu kadar önemli?
Mahremiyet; hayatımızın her karesini ve anını paylaşmamız konusunda bizi teşvik eden günümüz dünyasında bizi anlamsız bir rekabetten, her zaman kusursuz bir şekilde yaşıyormuş gibi davranmaktan, toplumda yanlış bir şekilde yer edinmiş; sanat ya da sanatçı üzerinde bir hak sahibi olduğunu zanneden sığ zihniyetten koruyan kıymetli bir kalkan bence. Dahası, insanların benim Mebrure olduğumu bilmeden bana nasıl davranacaklarını görebilmek de sosyal çevremi şekillendirebilmek adına benim için çok önemli. Bir de aile faktörü var benim için; ama bu konuyu aşama aşama ilerletmeye çalıştığım için çok üzerinde durmayacağım.
12. Dinleyicilerinizin şarkılarınızda en çok hangi duyguyu bulmasını istersiniz?
Umut. Çünkü en karanlık zamanlarda bile insanı ayakta tutan şeyin umut olduğuna inanıyorum. Şarkılarımdan herhangi biri, zor günler geçiren birinin ruhunu ve hayatını biraz olsun aydınlatabiliyorsa, benim için en kıymetli karşılığını bulmuş demektir.
13. Bugüne kadar yazdığınız ama hiçbir zaman yayımlamayı düşünmediğiniz eserler var mı?
Evet, kaleme aldığım ve "asla yayınlamam" dediğim pek çok eserim var. Bunlardan bazıları sadece bende kalsın istediğim çalışmalar, bazıları da yanlış anlaşılabilir ya da yorumlanabilir diye çekindiğim eserler.
14. Bir şarkınızı dinleyen insanların kendi hikâyelerini bulmasını mı, yoksa sizin hikâyenizi anlamasını mı istersiniz?
Bir dinleyicim şarkımı dinlerken kendi hikâyesi ile benim hikâyem arasındaki benzerliği derinden hissedebilsin isterim herhalde. Hepimiz farklı hayatlar yaşıyor olsak da benzer acıları, sevinçleri, korkuları ve umutları taşıyoruz. Şarkılarımın bu ortak duyguları en güzel şekilde dile getirebilmesini ve sesimi duyan kalplerde benim kalbimdekine benzer bir yankı oluşturmasını isterim.
15. "Değilim", "Zat-ı Şahanesi" ve diğer eserleriniz arasında sizi en çok anlatan şark hangisi?
Beni en az “Değilim” kadar anlatan diğer şarkım “Vazgeçmedim” olabilir. Hayatımda asla tahmin etmediğim kadar talihsizliğin üst üste geldiği, gerçek anlamda yapayalnız ve çaresiz kaldığım bir dönemden geçtim. Hâlâ her gün bana o sürece dayanabilmem için minik evladımı veren Rabb’ime şükrediyorum...
16. Müziğinizde sessizlik, yalnızlık ve içsel yolculuk önemli bir yer tutuyor. Sizce insan en çok hangi anlarda kendini dinleyebiliyor?
Aslında hepimizin kendimizi dinleyebilmek adına biraz yavaşlamaya, yalnız kalabilmeye, hiçbir şey yapmadan durup biraz hayatı muhakeme edecek zamana ihtiyacı var. Kendi kalbinin sesini kalabalıklarda bile net bir şekilde duyan, hislerini ve hayatı doğru okuyan insanlardan biri değilim.
Ben kendimi dinleyebilmek için kendi kabuğuma çekilmeyi tercih ediyorum; sessiz, sakin bir yerde, bir süre insanlardan uzakta kalmak ruhuma iyi geliyor. İnsanlarla az; doğa, kitaplar ve Yaradan ile çok hasbihal ederek kendimi dinlemeye, çözmeye çalışıyorum.
17. Başarı sizin için rakamlarla mı ölçülür, yoksa bir dinleyicinin hayatına dokunabilmekle mi?
Benim açımdan başarının ölçütü istatistikler ya da sıralamalardaki yerim değil. Algoritmaların da sponsorluk, reklam vb. yatırımlara endeksli çalıştığı bir dönemde böyle bir bütçeye sahip olmadığı için kıymeti bilinmeyecek pek çok sanatçı ve eser olacaktır. Bunlardan biri ben olabilirim veya söz konusu olan benim eserlerim de olabilir. Dolayısıyla rakamlara çok takılmadan benimle aynı duyguları paylaşan güzel insanların severek dinleyeceği şarkılar yapmak için çalışıyorum. Listelere girmeseler de kalplere girmiş şarkılarım olduğunu bilmek beni mutlu etmeye yetiyor.
18. Bugün genç bir söz yazarı ya da besteci sizden tavsiye istese, ona ilk ne söylersiniz?
Böyle bir durumda söz yazarları için kelimeler ve kafiyelerle aralarını iyi tutmak adına onlara bol bol şiir okumalarını tavsiye ederdim herhalde. İlk etapta seçici olmadan, kendi ruhlarına ve tarzlarına en yakın şairleri bulup keşfetmelerini; sonra da keyif alarak, hissederek, kelime oyunlarını kavrayarak, kendi iç sesleri de o şairler gibi konuşmaya başlayana kadar okumalarını söylerdim.
Beste konusu ise biraz karışık. Ben kendi adıma yeni besteler yapmakta zorlandığım zamanlarda tamamen rastgele, enstrümantal eserler, film müzikleri (soundtrack), klasik müzik ya da dilini bilmediğim şarkılar dinlemeyi seçiyorum. Bir süre aklımı hoşuma gideceğini düşündüğüm yeni melodi ve ritimlere maruz bırakıyorum. Sonra bilinçaltım anlayamadığım bir şekilde onları harmanlayarak yeni bestelere dönüştürmek için devreye giriyor. Ama bu herkes için geçerli bir yöntem olabilir mi, emin değilim.
19. Önümüzdeki dönemde dinleyicilerinizi nasıl bir Mebrure bekliyor? Yeni projeleriniz hakkında neler paylaşabilirsiniz?
Önümüzdeki günlerde her zamanki gibi iki haftada bir şarkı paylaşma rutinime devam ederken, farklı olarak İngilizce şarkılarımın yer alacağı mini bir albüm yayınlamak için çalışıyorum. Bu albümdeki şarkıların İngilizcenin ağırlıklı olarak konuşulduğu coğrafi bölgelerde duyulması için neler yapmam gerektiği konusunu çözmeye çalışıyorum. Bir de temas halinde olduğum, sesi ve kariyeri güçlü birkaç isimle birlikte henüz planlama aşamasında olduğumuz bir iki güzel projemiz var. Ama hayata geçmesi biraz zaman alacak çalışmalar olduğu için çok dillendirmenin doğru olmadığını düşünüyorum.
- Son olarak, Mebrure'yi henüz keşfetmemiş okurlarımıza kendinizi üç kelimeyle anlatmanızı istesek, hangi üç kelimeyi seçerdiniz?
“Samimi, gerçek ve özgün” kelimelerini seçerdim. Çünkü samimiyet, şarkılarımın dilini ve üslubunu yansıtıyor. Gerçeklik, ilham kaynağım. Özgünlük ise kendime verdiğim en büyük söz. Çünkü ben, kimseye benzemeye çalışmadan; hissettiklerimi en yalın hâliyle anlatan şarkılar bırakmak istiyorum.
Özenle seçilmiş sorularınız, ve bana ayırdığınız vakit için de ayrıca teşekkür ediyorum.