Cumartesi, Haziran 20, 2026

Kendi Işığını Yaratan Bir Pop İkonu: "Zanna 3.0 Dönemi Başlıyor!


6 yaşında tırmandığı o devasa sahneden bugüne, her adımını kendi çizdiği rotayla atan; zorbalıklara, kırgınlıklara rağmen kendisi olmaktan vazgeçmeyen Zanna ile iç dünyasını, "Ara Ara"dan “Billie Jean’e “ uzanan müzikal evrimini ve bitmeyen sahne aşkını konuştuk.

​"Zanna" isminin hikayesi nedir? İlk sahne deneyiminizi hatırlıyor musunuz?

​İlk sahne deneyimimi 6 yaşında yaşadım ve dün gibi hatırlıyorum. Bir halk konserinde sahneye resmen tırmandım; ben küçücüktüm, sahne kocamandı. Ama içimde sahneye ait olduğuma dair tuhaf bir his vardı. Büyük bir heyecanla mikrofonu alıp şarkı söyledim. Seyirciler çakmak yaktı neden bunu yaptıklarını bile anlayamadım inince anne neden çakmak yaktılar ya yangın çıksa nolucaktı diye sordum hatta. Belki çocukluğuma, belki cesaretime, belki de yeteneğime ilk meşaleyi onlar yaktı; yüksek bir alkış tuttular. O tırmanış ilk ama son değilmiş. Kısacası ben 6 yaşından beri sahne için tırmanıyorum ve durmaya hiç niyetim yok. İsmimin anlamına gelince; "bir fikre sahip olmak" anlamına geliyor. Bu ismin beni fazla iyi anlattığını düşünüyorum çünkü bazen kafamın içinde aynı anda 50 fikir dolaşıyor. Çocukken farklı olmak kolay değildi. İsmim de farklıydı, karakterim de. Zorbalandım mı? Tabii ki. Ama şimdi o farklılığın ekmeğini yiyorum; ait olduğum yerdeyim.



​Çocukluğunuzdaki "müzik yapan Zanna" ile bugünkü Zanna karşılaşsa birbirlerine ne söylerdi?

​Sanırım ilk yapacağım şey kocaman sarılmak olurdu. Çünkü ben ilk şarkımı 7 yaşıma bile gelmeden, henüz okumayı bilmiyorken yaptım; kimse inanmadı, yıllar kanıtladı. Şarkımın adı "Kelebek"ti. Dövmesini yaptırmayı düşünüyorum, o hissi vücudumda taşımaya karar verdim; hala melodisi aklımda, en uzun ömürlü kelebek o şarkı olabilir. O küçük yaşta şunu öğretti: Kimsenin inanmadığı yerde önce kendine inanmak zorundasın. Olmayan alkış seslerini duyarak şarkı yazmaya başlamak bilinçli şizofreniydi, gerçeğe çevirmek ise hayalperestliğin en gerçekçi yanıydı. Hiçbir zaman kalabalığa benzemek istemedim; tam tersine, bendeki şeyi olduğu gibi kabul etmekti istediğim. Biraz delilik, biraz inat, biraz da kader.

​İlk kez bir sahneye çıkmadan birkaç dakika önce ne hissediyordunuz?

​Herkes sahne öncesi heyecan, stres, panik falan anlatıyor. Benimki tam tersi. Sahneye çıkmadan önce dünyanın en mutlu insanına dönüşüyorum. Kulisten itibaren şükrediyorum. Öyle böyle değil, neredeyse gökyüzüne uçacak kadar. Aşk. Durmadan sınırlarıma oynuyorum daha fazla neler yapsam diye sürekli kendimin peşindeyim. Yeni şarkım Billie Jean bu yeniliklerin en güzeli mesela. Hayranı olduğum bir starın bana göre en güzel şarkısına yeni bir ruh üfleyecek cüreti  bulacak kadar çalıştım o çıta gözümde  o kadar yüksek ki sanki everest. İşime karşı hep zor oldum ve biliyorum zor oyunu bozar.

​İlk alkışınızı duyduğunuz anı bugün hâlâ hatırlıyor musunuz?

​O kadar net hatırlıyorum ki... İyi ki varlar. Sesime el veren herkese teşekkürü borç bilirim. Hatta sabahları alarm seslerimden en sevdiğim; alkışlarla uyanıyorum diyebilirim. Benim gibi bir uykucuyu başka bir ses uyanmaya motive edemezdi. İlk temas unutulmuyor.



​"Ara Ara" öncesi Zanna ile sonrası arasında en büyük fark ne oldu?

​"Ara Ara" benim için cesaret ve özgüven testi gibiydi. Çünkü o dönem insanların yaptığı şeyleri yapmak yerine içimden gelen şeyi yaptım. Türkiye'nin en iyi bestecileri, söz yazarları, rüştünü ispat etmiş tanıdıklarım ve gücüm olmasına rağmen  kendime benzeyen bir şarkı yaptım kendimi seçtim. Piyasada tutan bir benzeri yoktu. Bugün hala sahnede çaldığımda insanların en çok eğlendiği şarkılardan biri. O dönem meslektaşlarım sosyal medyadan bana ulaşıp tebrik ettiler birçok dost kazandırdı Bunun yanı sıra Hayatım boyunca çok kez hevesimde kırıldı. Şarkı çıkardığım gecelerde kutlama yapmak yerine ağladığım zamanlar oldu. Ne zaman biraz parlasan biri gelip ışığı kapatmaya çalışıyor. Üstelik bazen bunu hiç beklemediğin insanlar yapıyor. Ama sorun değil; kartlar yeniden dağıtılıyor. Ben kendim olmakta ısrarcıyım ve bu sefer elim daha güçlü.



​Bir gün her şeyi bırakacak olsanız, sizi müzikte tutan son şey ne olurdu?

​Çekmecelerimde bekleyen demolar. Yıllardır sakladığım şarkılar. Onları çıkarır, büyütür, Türkçe Pop müziği kalbimle beslerdim. Yalnızca kendimi değil dostlarımı da parlatırım; kalemim küsemez. Ve bence insan kendini yeniden doğurabiliyor. Bir kere doğmak zorunda mıyız ki?

Şarkılarınızdaki en büyük itiraf hangisi?

​Henüz çıkmamış bir şarkım var: "Nostalji." İçinde itiraf da var, intikam da var, özlem de var, hesaplaşma da var. Dinlettiğim herkes kendinden bir parça buldu. Anlatmak yerine isterim ki hissedin. Eski Zanna saklardı itirafları, şimdiki 3.0 versiyonum kavga etmiyor; yazıyor. Bir gün bile geri gitmek istemem, şimdiki aklımla yazmaya hastayım.

​Hiç kimseye anlatmadığınız bir kırgınlık bir şarkınıza dönüştü mü?

​Hepsi. Neredeyse bütün şarkılarım. Beni üzen insanlara bazen şaka yollu şunu söylüyorum: "Seni Türkiye'ye şikayet ederim, kırma kalbimi." Aslında aşırı hassas biri değilim, zamanla sinirlerim biraz demirleşti. Davam var; konu ne olursa olsun hakkımı arama şeklim, silahım, mermim hep sesim oldu.

​"Ya Deliler Haklıysa?" aslında sizin iç dünyanızı mı anlatıyor?

​Şarkıyı ilk duyduğum anda felsefesine vuruldum. Nehir Kıyıcı ve İlker Bayraktar'ın kaleminden çıkan çok özel bir iş. Bence delilik hakkında yazılmış en filozof Türkçe pop şarkılarından biri. Nehir, ben ve İlker bir araya gelince fena şeyler oluyor. Ama bu şarkıdan sonra herkes biliyor; deliler haklıysa, ben en başta gelirim!

​Sahnede mi yoksa stüdyoda mı kendinizi daha özgür hissediyorsunuz?

​Her yerde tehlikeli derecede özgür hissediyorum. Gerçekten. Bazen korktuğum bir şey olduğunda kendi kendime "Bir kere geldik dünyaya" deyip onu yapıyorum. O özgürlük hissinin verdiği dopamine biraz bağımlıyım sanırım, benim prangam olamaz. Sahne de evim, stüdyo da evim. Beni ikiye bölmeyin. :)

​Şimdiye kadar yaşadığınız en "film sahnesi gibi" müzik anınız hangisiydi?

​Foça’daki festival sahnesinde, havadaki rüzgardan dolayı ağır bir demir direk omzumla başımın arasına devrildi. Üstüne de tente kapanınca bir anlığına sahnede görünmez oldum. O karanlıkta sadece kelebek bilekliğimle bakıştım; kendi güm güm kalp atışlarımı duydum ama ritmi hiç bozmadan şarkıma devam ettim. İzleyiciler bunu şovun parçası sanarken, ekibim demiri kaldırıp şoka girdi. Sanki ilahi bir koruma altındaydım; kazasız belasız atlattık, nazar dedik. Şov devam etti ve kendi aksiyon filmimizi mutlu sonla bitirdik. O gece, sahneye çıkmanın sadece güzel elbiselerle, topuklu ayakkabılarla dans ettiğim bir performans değil; aynı zamanda beklenmedik krizleri yönetmek olduğunu ve bunun da çok güçlü liderlik duygusu gerektirdiğini anladım.

​Son olarak MESAM ailesine iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

​MESAM benim için sadece bir yasal koruma alanı değil; kuşaklar arası bir köprü. Oradaki usta ozanların tecrübesiyle kendi vizyonumu birleştirmeyi seviyorum. Müziğimin hak ettiği değeri bulduğu, emeğin korunduğu bir güvenli liman burası. Müziği sadece üreten değil, yaşatan bu ailenin parçası olmak değerli. Dilerim kalemimiz de sesimiz de nesiller boyu susmasın