"Islık özgürlüktür... Elinize aldığınız bir enstrümanın sesi değildir ıslık, bir insanın aracısız nefesidir."*
Türkiye müzik tarihinde eşine az rastlanır bir yolculuğun, kelimelerin bittiği yerde nefesin ve samimiyetinbaşladığı bir sesin sahibidir Efkan Şeşen... 12 Eylül karanlığından Metris'in mektup akşamlarına, oradan milyonların diline dolanan "Dillirga"nın hukuk mücadelesine ve dünya klasiklerinin ıslıkla yeniden hayat bulduğu "Renkler ve Islıklar" serisine uzanan 40 yıllık sanat serüvenini, MESAM Vizyon Dergisi okurları için kendisiyle konuştuk. Direnişin, vefanın, samimiyetin ve müziğin sınır tanımayan gücünün konuşulduğu bu derinlemesine söyleşiyi baş başa bırakıyoruz.
"Hikayem Cezaevi Zamanlarıma, Can Dostum Islığımla Başlayan Bir Yolculuğa Dayanır"
Türkiye’de enstrüman olarak sadece "ıslık" kullanılan ilk kapsamlı albüm serisine imza attınız. İnsan sesinin ve sözün bu denli güçlü olduğu bir gelenekten gelip, kelimeleri tamamen aradan çıkararak sadece "nefesle" hikaye anlatma fikri nasıl doğdu?
Hikayem aslında eskiye dayanır.. Biraz hüzün, biraz da tv, radyo yasaklı yoksunluk koşulları içeren ama direniş odaklı cezaevi zamanlarıma yani.. Hayatım boyunca beni hiç bırakmayacak olan can dostum ıslığım ile başlayan bir yolculuğa çıkmıştım.. 12 Eylül 1980 darbesi sonrası tutsaklık koşullarında, Metris Askeri Tutuk ve Cezaevi’nin mektup akşamlarının vazgeçilmeziydi ıslığım.
Sonra.. bestelerimin müziğe dökülmesinde olmazsa olmazım oldu.. Hayat aktı ve bir zaman geldi.. 2006 yılının temmuz ayında telefonum ardı sıra “..ooo hadi hayırlı olsun!” tebrikleriyle çalıyordu ve aklınıza gelecek bütün tv kanallarında, Turkcell, Vodafone vb her yerde ıslığım (Dillirga) cep telefonu zil sesi olarak satılıyordu. Şaşkındım.. Arkadaşlarım “köşe oldun Efkan” esprileriyle kutluyorlardı beni. Ama benim hiçbir şeyden haberim yoktu.. telaş ve üzüntü içindeydim..
Ankara’da bir barda bağlama çalan müzisyene referans olsun diye türkünün girişinde çaldığım ıslık kaydedilmiş ve cep telefonlarına yolculuğa çıkmıştı.. ki çok iyi bir kayıt da değildi.. Programda kararsız kalan bağlama çalan arkadaşıma yol göstermeye çalışmıştım.. Ama nafile işte ok yaydan çıkmıştı ve ıslığım izinsiz satılıyordu işte.. Anonim olduğu için hak takibi sorunu olmayan bir türkünün ıslık icrasının tarafıma ait oluşu ve iznim olmadan satışının durdurulması için mahkeme sürecini başlattım. Tabi popüler bir müzisyen olmadığım için bu durum fütursuzca devam etti. Çünkü satan kişi (gayet şanlı şöhretli bir Dr., yapımcı ve tv sahibi) “bu ıslık benim çaldırdığım birinindir ve hakları da benimdir” demiş…
(Bu konuyu fazla uzatmak istemesem de, bu istismara müzik yapan bir ünlünün de ortak olduğunu ve gazete ilanında Efkan Zeizen adı altında başka birini işaret ederek sattığını not düşeyim... Sonradan bu kişi ile görüştüğümde “bizim menejer bir hata etmiş pardon” diyerek geçiştirmiştir.)
Geçmişe bakıyorum da onca sıkıntıyla dolu bu sürecin içinden tek iyi bir sonuç çıkmış diyorum. Eşim Didar, bu süreçte bir ıslık albüm çıkartarak mahkeme sonucuna da daha kolay ulaşabileceğimiz fikrini vermişti ve aslında istemeye istemeye ‘Renkler ve Islıklar’ın doğumu gerçekleşmişti.. İçinde ‘Dillirga 35 saniye’ adı altında bu ıslığın birebir aynısını yine aynı gitarım eşliğinde üfledim.
Ve üç yıl süren hukuk mücadelemde bu satıcı kişi asla ıslığı çaldırdığını söylediği kişiyi mahkemeye getiremedi tabi ve bilirkişi “bu ıslık Efkan Şeşen’e aittir” diyerek noktayı koydu.. Emek hırsızlarına karşı mücadelemi kazandım. Mahkemece, ıslığımın ses kaydının her mecradan kaldırılmasına da hüküm verilmişti ancak yıllarca bu kişi ve cep telefonu operatörleriyle dijital ortam güçleri büyük bir kazanç elde ettiler. Maddi olarak da mağdur edilmiştim tabi ki.. Aslında tazminat talepli bir dava da açmalıydım fakat böyle bir mahkeme için yüklü bir harç yatırmam gerektiği için maalesef adım atamadım.. Yaptıkları hırsızlık yanlarına kâr kalmış oldu.
İşte ıslığımın solist olduğu bir albüme uzanış hikayesi tam budur.. Ancak sürpriz olan şey ıslığımın dünyada çok sevilip dinleniyor olmasıdır.. Çok güzel tepkiler aldım ve halen de öyledir.. Bende saklı olan nefesimin hissettirdiklerini paylaşmam gerektiğine ikna oldum ve ardından iki albüm daha çıkardım.. vol 2 ve 3.. Benim için ıslık çalmak dünyanın en güzel duygularından biridir. Halen sahnede müziğime eşlik eder benim kadim dostum.
.jpg)
"Repertuar Seçerken Önemsediğim Tek Kriter O Eseri Üflemeyi Çok İstememdir"
Serinin son halkası olan Renkler ve Islıklar Vol. 3 (2024), Hasta Siempre’den Katyusha’ya, sinema tarihindeki The Godfather’dan Love in Portofino’ya uzanan tam bir dünya klasikleri seçkisi. Bu repertuvarı oluştururken dünya halklarının hangi ortak "sesini" veya "acısını" yakalamayı hedeflediniz?
Repertuar seçerken önemsediğim tek kriter o eseri üflemeyi çok istememdir.. Bugün popüler olup olmadıkları önemli değil... bazıları çocukluğumun melodileri.. Severek çalmam gerekir... türküler, zamanın içinden sevilerek gelmiş melodiler, klasik batı müziği eserleri ve bestelerim.. Islıkla taşıdığım içtenliğin, dünyanın her yerinden birilerine dokunduğunu görüyorum. Aynı dili, aynı düşünceyi ve coğrafyayı paylaşmasak da ıslığın kurduğu bir bağla da bağlıyım dinleyicilerime.
"Islık Albümü Kayıtlarında Çok Mutlu ve Heyecanlı Oluyorum"
Sahnede ya da stüdyoda ıslık çalmak, teknik olarak normal bir enstrümandan çok daha farklı bir fiziksel ve zihinsel odaklanma gerektiriyor. Bir ıslık albümünün kayıt süreci, vokal kayıtlarına kıyasla teknik ve duygusal açıdan ne tür zorluklar barındırıyor?
Öncelikle ıslığın duygusunu vermek için tek kalemde eseri üflemem gerekiyor çünkü eğer bir hata olur da kesersem.. yama bir kayıt yaparsam duygum da değişiyor. Bu nedenle küçük sorunları asla kafama takmadan üflemeye devam ederim. Zaten müzik endüstrisi de doğal olsun diye kaydedilen enstrüman looplarına nefesler ve çeşitli insan kusurları da ekleyerek müzik programları satıyor. Demek ki benim duygumun kusurlarımla eserde yer alması da değerli :) Ben zaten bunu doğalında yapıyordum.
Hal böyleyken bazen eseri bir çırpıda üflemek yeterken bazen de tekrarlamak, yapılan yorumun duygusu beğenilene kadar devam ediyor. Stüdyoda çalışma sürem haliyle diğer yapımlara göre daha uzundur. Mix ve mastering de ıslığın özel durumu ve diğer enstrümanlarla kaynaşması açısından çok önemli oluyor. Duygusal açıdan ben ıslık albümü kayıtlarında çok mutlu ve heyecanlı oluyorum. Nefesim yettiği kadar üflemeye devam yani..
"Islık, Bir İnsanın Aracıstız Nefesidir"
Islık, genellikle bireysel ve içsel bir eylemdir; insan yalnızken ya da efkarlıyken ıslık çalar. Siz bu çok kişisel ve mahrem sesi alıp kolektif bir sanat ürününe dönüştürdünüz. Islığın sizdeki felsefi karşılığı nedir?
Islık özgürlüktür.. Çok insani ve herkesin taşıdığı nefesin sese dönüşmesi.. Buraya kadarı herkes var evet.. Ama yalnızlaştığım yer; nefesin ağızda açıyla titreşerek bir enstrüman gibi müzik disiplini içinde yoruma dönüşmesi durumudur.. Bu noktada tek veya bir eşlik enstrüman ile benden çok daha teknik, hatta şov yapan ıslıkçılar da olabilir tabi ama bir eseri müzikal nüans, volüm, staccato, senkop ve vibratolar ile götürürken (öncelikle belirgin bir detone veya sürtone durumuna düşmeden) yeni bir duyguyla yorum yapmak özeldir ve ıslık romantikleşir ki bence güzel olan budur...
İşte bu noktada, repertuar, aranje vb ile de birleşen yanıyla bu işin Everest’inde olduğumu düşünüyor ve keyifleniyorum.. Albüm sonrası görüyorum ki bu performanslarım çok seviliyor. Duygularımı, her coğrafyadan dünya insanıyla paylaştığım için aldığım güzel tepkilerle kurduğum insani bir bağ, beni çok mutlu ediyor.. Çok özel olduğunu biliyorum.. Çünkü elinize aldığınız bir enstrümanın sesi değildir ıslık, bir insanın aracısız nefesidir.
“Müzik ve Müzisyenlik Bir Yolculuk Halidi”
Bas, bateri, keman, flüt ve bağlamanın bir arada olduğu bu zengin orkestrasyon, 1980'lerden ve 90'lardan gelen o kült ve kemikleşmiş şarkılarınızın ruhunu nasıl etkiledi? Şarkılar kabuk mu değiştirdi, yoksa asıl varmak istedikleri yere mi ulaştı?
Islık enstrümanlar kardeşliğinde belirleyicidir.. Yani ıslığa göre bir konsept oluşturuyorsunuz.. O an ne hissediyorsam enstrümanlarda ıslıkla birlikte eserde yerini alıyor. Yani bu konuda hesap yapmıyorum.. Albümlerimin aranjörlüğünü yapan biri olarak matematik, teknik beni çok bağlamıyor. Hissiyatım ve ardından beğenim benim doğrum oluyor.
Sözlü müziğim de elbette dünya melodilerinin zenginliğinden nasibini alıyor. 90’larda yaptığım ve çok sevilmiş bir şarkıma benzetmeye çalışmıyorum yeni şarkılarımı. Yeni konu ve melodilerin güzel cümleler, güzel müzikler ve güzel duygularla seslendirilmesini etkileyici buluyorum. Yönümü de aslında böyle belirlemiş oluyorum. Müzik ve müzisyenlik bir yolculuk halidir. Ölene kadar daha güzeli ararsınız. Yani ulaşmak yok. Hep aramak hali var benim için..
"3..4... Daha Fazla Efkan!"
Geriye dönüp baktığınızda, 1987’deki o ilk profesyonel adımı atan genç Efkan Şeşen ile bugün sanat hayatının 40 yıllık külliyatı üzerinde duran, olgunlaşmış Efkan Şeşen sahneye çıktığında birbirine ne fısıldıyor?
3.. 4... daha fazla Efkan..
"Samimiyet, Mütevazilik ve Üretmeye Devam Etmek Başarımızın Anahtarı"
Geçtiğimiz aylarda Köln Tanzbrunnen'deki büyük açık hava festivalinde binlerce göçmen ve müzikseverle buluştunuz. Avrupa’daki yeni nesil Türkiye kökenli gençlerin sizin müziğinize, o 80'lerin-90'ların ruhuna bakışı nasıl? Aradaki köprü sağlam mı?
Ben kendi adıma şarkılarıma katılan genç dinleyicilerimle bağımın devam ettiğine inandım. Çok mutlu oldum.. Onların çok mutlu olduğunu da hissettim. Tekrarlarının bu duyguyu karşılıklı daha da yükselteceğine inanıyorum.. Umarım sık olur. Sahne arkasında da dinleyicilerimle bugünü nasıl inşa ettiğimizi konuşma fırsatı buldum. Samimiyet, mütevazilik ve yaşadığımız ne olursa olsun bugünü anlatmaya ve üretmeye devam etmek, başarımızın anahtarı bence. Herkesin hayatına dokunduğumu düşünüyorum. Onların duyguları benim duygularım.
“İyi Müzik İyileştirici Olduğu Kadar Koruyucudur da"
Günümüz dünyasında protest müziğin tanımı ve formları çok değişti. Rap ve elektronik müzik muhalif dilin yeni taşıyıcıları oldu. Siz bugünün dünyasındaki haksızlıklara karşı müziğin iyileştirici ve başkaldıran gücüne hâlâ 40 yıl önceki kadar inanıyor musunuz?
Değişim dünyanın olmazsa olmazı. O zaman farklı türlerle anlatım olması doğal bir durum. Benim gözlemim olgunlaşmış ve beğenisini geliştirmiş insanların 80'leri ve 90'ları çok özlüyor oluşudur. ‘Popüler kültür’(süzlüğün) sanata ve kültüre bir nefes alanı bırakmadığı günümüzde az sayıdaki konser ve dinletilerle bir araya gelişlerimizin değeri de büyüyor.. Bugüne taşınmış olan ve az da olsa yeni güzelliklere tutunmaya devam ediyoruz.
‘İyi müzik’ iyileştirici olduğu kadar koruyucu da bence.. Umut ve güzel adına kalmış ne varsa naifliğimiz ile gerçekleşen buluşmalarda müzik ile paylaşıyoruz ve yaratılan bu atmosfer herkese iyi geliyor.. Konserlerde de görüyorum ki.. geçmişten bugüne içte kalmış veya bırakılmış pozitif bakış ve duyguyu yine aynı dönemi sanat yaparak iz bırakanlarıyla birlikte hatırlamak, tazelemek istiyor insanımız..
"En Büyük İsteğim Klasik Bir Senfoni Orkestrasıyla Konser Vermek"
16 solo albüm, yüzlerce konser, binlerce kilometre yol... Heybenizde eksik kaldığını düşündüğünüz, "Bunu henüz yapamadım, mutlaka hayata geçirmeliyim" dediğiniz bir ukde veya büyük bir proje var mı?**
40 yıl boyunca halen klasik bir senfoni orkestrası ile konser vermiş değilim.. En büyük isteğim budur..
"Geçmişin Beğenisi Kadar Vefa ve Dayanışma da Harcımızda Yer Alsın"
Son olarak, 40 yıldır sesinizle, ıslığınızla ve duruşunuzla hayatlarına dokunduğunuz; sizi gurbette de olsanız asla yalnız bırakmayan o sadık ve derin dinleyici kitlenize bu röportaj aracılığıyla ne söylemek istersiniz?
Benim sadık dinleyenlerim az değiller.. Onlar ülkenin, dünyanın birçok yerindeler.. İyi ki varlar. Gönülden teşekkür ediyorum hepsine.. Üretmeye devam etmemde rolleri büyüktür.. Ama anılar ve onları taşıyan dönem müziklerimiz kadar, akıp giden yeni hayatın ezgi ve şarkılarını da dinleyip hissetmelerini ve paylaşmalarını isterim.. Geçmiş beğenisi kadar, vefa, sahiplenme ve dayanışma duygusu da (özellikle dijital dünyanın kolay iletişimi ortamında) bu etkileşimin harcında yer alsın isterim..
Okurlarımız için hazırladığımız bu özel söyleşiyi sonlandırırken, MESAM Vizyon Dergisi ailesi olarak değerli sanatçımız Efkan Şeşen’e sanat dolu nice 40 yıllar diliyoruz