Sözleriyle derin bir iç dünyayı, melodileriyle kadim coğrafyaların ruhunu taşıyan HiraiZerdüş; edebiyat ile müziğin kesiştiği yerde kendine özgü bir dil kuruyor. Maskesiyle sahnede, kalemiyle sayfalarda ve sesiyle kalplerde yer eden sanatçıyla; isminin hikâyesinden karanlık zamanlarına, ozanlık geleneğinden telif anlayışına uzanan özel bir söyleşi gerçekleştirdik.
HiraiZerdüş, son yıllarda hem müzik hem de edebiyat dünyasında kendine özgü diliyle dikkat çeken bir isim. Akustik tınıları, halk müziği kökleri ve felsefi sözleriyle geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan sanatçı; aynı zamanda yayımladığı kitaplarla da edebiyat alanında güçlü bir iz bırakıyor.
Karadeniz’in sert doğası, Doğu’nun kadim şehirleri, içsel yolculuklar ve felsefi arayışlar onun üretim dünyasının temel taşlarını oluşturuyor. Maskeli sahne performanslarıyla da dikkat çeken sanatçı, görünenden çok duyulana odaklanan bir sanat anlayışını benimsiyor.
MESAMvizyon için gerçekleştirdiğimiz bu özel röportajda HiraiZerdüş; mahlâsının anlamından müziğine, yazarlığından sahne felsefesine kadar birçok konuyu samimi bir dille anlatıyor.

Hirai Zerdüş adını ilk koyduğunuz anı hatırlıyor musunuz? Ortaya çıkış hikâyesi nedir?
Kendime bir isim aramaya aslında 17 yaşında başladım. Fikrimi sormadan bana yakıştırılmış bir ismin dışına çıkmayı o dönemlerde düşündüm. Bana ait olmalı ve benim fikrimin çerçevesini oluşturmalıydı.
Birkaç isim denemem oldu ama yaşama halim ve fikrime uymadı. Yarı yolda terk ettik birbirimizi.
HiraiZerdüş ismiyle 20’li yaşlarımda tanıştım.
Hira; bildiğiniz gibi Miraç merdivenidir. Hz. Muhammed’in alemlere erdiği mağaranın ismidir. Renk sembolü mavidir ve bazı bölgelerde emin sığınak anlamına gelir.
Zer ve Düş ekleri ise yaklaşık yedi dilde birbirine yakın anlamlar taşır. “Zerdüş”, kutsal metin türemelerinde sabah namazının kaçtığı vakit olarak da bilinir. Ne karanlıktır ne de aydınlık… Mavi bir yansıma gibidir.
Eski yazıtlarda geçen bir ifade vardır:
“Yaratıcı yarattığı kimseler üzerine kısmet serpti. Günün karanlık ile aydınlığın iç içe olduğu zamanında uyanık olanlar bu kısmeti aldı, uykuda kalanlar ise kaçırdı.”
İşte o zaman “Zerdüş vakti”dir.
Bir inanışa göre Zerdüş, çoğu felsefenin anasıdır. Karanlık ile aydınlığı, iyilik ile kötülüğü içinde barındırır.
Zer iyilik adına çoğalan yedi anlam taşırken, Düş kötülük adına çoğalan yedi anlam içerir.
Bir bütün olarak anlamı şudur:
İyi taraf kötü tarafın arkasında gizlidir.
Çiçek bahçesine dikenli yoldan başka yol yoktur.
Aydınlık karanlığın ardındadır.
Her sıkıntının ardından geniş bir ferahlık gelir.
Ben de üç eki birleştirip kendime bir isim yaptım: Hira-i-Zer-düş.

Mahlasınızın “kutsal iyiliğe giden yol karanlıktan geçer” anlamına geldiği söyleniyor. Sizin hayatınızdaki en büyük karanlık neydi?
Yolumu kafamın içinde senelerce inşa ettim. Görüş ayrılıkları çoğaldıkça kendimden de uzaklaştım, günlük uğraşlardan da.
Dünyaya ait olanların dışına çıktığımda birikimlerimi kaybettim. Daha önce yaşamak için genişlik veren şeyler azaldığında büyük bir daralma yaşadım. Haliyle etrafım da azaldı.
Uzun boylu bir yokluk çektim. Sanırım karanlık tam da burasıydı.
Tam o yokluk zamanlarında karakterimi ismime göre inşa ettim. Artık ne eksik ne de fazlaydım.
2015’te yazıları, 2018’de ise şarkıları insanlara sundum. Dağınık olan bu fikrin ve tarzın sevenleri o günden sonra çoğalmaya başladı.
Karadeniz’in hırçın doğası ve Şiraz ile Şam gibi kadim şehirler sanatınızı nasıl etkiledi?
İnsan yaşadığı kadardır. Gördüğü kadar büyür ve duyduğu kadar konuşur.
İçimde pusulanın dört kolu da akraba… Biri diğerinden ne az ne de fazla.
Bu bölgelerde dinler, diller ve ırklar dolusu yaşadım. Geleneklerin insani ve iyi taraflarını yazılarımda çok överim ama karşı tarafına da bir o kadar söverim.
Doğunun ve batının ezgilerini ağıttan marşa kadar harmanladım. Asi ve düzensiz bir tarz oluştu.
Hikâyemin tamamını üç sınıf çocukluk oluşturur:
Deniz kentli çocukluk,
Dağ kentli çocukluk,
Kum kentli çocukluk.
Hem yazar hem müzisyensiniz. İçinizdeki derdi anlatırken kelimeler mi daha yakın, notalar mı?
Bana göre ikisi de yakın birer sırdaş.
İçimin sustuğunu, sakladığını ve bağıramadığını; biri yazıya, diğeri sese dönüştürüyor.
Yazarken kalem mi sizi yönetiyor, yoksa yaşadıklarınız mı kalemi yönlendiriyor?
Bu çok güzel bir soru.
Yönetim biçiminin bir çerçevesi var ama yönetici taraf sabit değil. Haklıya isyan meşrudur ve ikisi de aslında bağımsızdır.
Ama çoğu zaman şöyle olur:
Yaşadıklarım beni yönetir, ben de kalemi.
“Topla Yüreğini Gidelim Buradan” derken aslında nereye gitmek istiyorsunuz?
2015’te uzun bir şiir yazmıştım. Sonu şöyle bitiyordu:
“Hiçbir savaşın kirletmediği bir dünyadan gelmiş gibi gülümsüyorsun.
Yoksa sen hiç bir çocuğun açlıktan ölmediği bir dünya mı biliyorsun?
Beni de götürür müsün oraya?”
Sahneye maskeyle çıkıyorsunuz. Bu maskenin bir mesajı var mı?
Elbette var. Konserlerde ışık seviyesini bilerek düşük tutarım; ruh dinlensin diye. Maske ise bakan kişinin sadece kendini görmesi içindir. Görsel bir kirlilikten işitsel bir huzur çıkarmaktan başka bir mesajım yok.
Büyük salonlarda verdiğiniz konserlerde dinleyiciyle bağı nasıl kuruyorsunuz?
Bağı sevgi kurar. Ama sanırım aynayı kullanarak bunu destekliyorum. Kişinin gördüğünden öteye geçmem. Onlara kırk yıllık tanıdık gibi merhaba derim.
Halk müziğinin dijital çağda milyonlara ulaşmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Halk müziğinin ve türkülerin bu coğrafyada ölümsüz olduğuna inanıyorum. Her çağda birileri çıkıp kalabalığa memleketi, halleri, savaşları, açlığı ve yokluğu türküyle anlatacaktır. Bu çağda bağırıp kulak ve yürek bulan kişilerden biri de benim. Eski ozanlık geleneği ölümsüzdür.
Emeğin ve telifin kalpteki karşılığı sizce nedir?
Yazdığım her eser ve şiir için şunu söyleyebilirim: Genele yayıldığı andan sonra genele aittir. Kimin ihtiyacını karşılıyorsa, ona aittir.
Bugün kalbiniz bir cümle kuracak olsa?
“Üzülmekten ölen insanların yerine, gülmekten ölen insanların çağı başlasın artık… çok yorulduk.”
Şarkılarınız bir renk olsaydı?
Renkleri görmüyormuşum. Bana renk körü olduğumu söylüyorlar.
Ama hayalimde bir mavi var… Mor mavi.
O da beşinci mevsimin rengi.
Son olarak MESAM’a ve sevenlerinize mesajınız?
Hep “Merhaba.”
Anlamı da şudur:
Benden size zarar gelmez.