Pop müziğin duyguyla şekillenen güçlü seslerinden Gökhan Akar, müziği yalnızca bir ifade alanı değil, aynı zamanda topluma dokunan bir sorumluluk olarak görüyor. Stil, sahne, sound ve sosyal duyarlılık üzerine samimi açıklamalarda bulunan Akar, hem müzikal yolculuğunu hem de insan olarak durduğu yeri MESAM Vizyon’a anlattı.
Stilindeki netlik mi, müziğindeki duygu mu seni daha çok yansıtıyor?
İkisi de benim tabii ki…
Ama şunu net söyleyebilirim: Stil, içerideki duygunun ve ruhun vitrini, kapağı, tamamlayıcısıdır. İçeride yanan bir ateş, anlatılacak gerçek bir hikâye yoksa; üzerindeki kıyafet ne kadar şık olursa olsun anlamsız kalır.
Benim için her şey o duygu ve ruhla başlar. Stil, sadece ona hizmet eder. Ana konu hiçbir zaman stil değildir.
Bir şarkını kliplendirirken kararını ne belirler: ritim ve sözler mi, yoksa şarkıdan bağımsız bir imaj mı?
Şarkının ritmi ve hikâyesi kliple mutlaka bir bütün olmalı. Aksi halde bir şeyler eksik kalır.
Ritmik bir şarkıysa sahnesi ve stili ona göre olmalı; hüzünlü bir şarkıysa anlatımı, atmosferi buna hizmet etmeli. Ve tabii ki geçmişte yapılan işlerle benzer olmamalı, özgün olmalı.
Ama en önemlisi şu: Klipteki her şey şarkının ruhundan doğmalı. Kıyafet de, sahne de onu yansıtmalı.
“Felsefe” şarkısını bugünkü Gökhan Akar söylese, önce sound’unda mı değişiklik yapardı yoksa tarzında mı?
Sanırım önce sound’unda değişiklik yapardım.
Günümüzün modern soundlarını kullanarak, şarkının ruhuna dokunmadan, melodik yapısını bozmadan; belki daha elektronik bir düzenlemeyle enerjisini daha güçlü yansıtan bir versiyon ortaya çıkardı.
Tarz konusuna gelince… Bugünkü ruh hâlim daha sade ve daha oturmuş. İçimdeki deli, çılgın tarafımla olgunlaşmış yanımı bir araya getiren; cool, kendinden emin bir duruşu olan bir stil tercih ederdim. Hepsi yine şarkının ruhuyla uyumlu olurdu.
“Aşktan Ötesi”nin akustik bir yorumu olsa, sahne kostümü sade mi olurdu, yoksa dramatik mi?
“Aşktan Ötesi” benim kariyerimde bir kilometre taşıdır. Döneminin en çok çalınan ve sevilen Türkçe pop şarkılarından biri oldu.
Bu şarkı bana şunu gösterdi: Neler yapabileceğimi ve Türk halkının müzik ruhumu gerçekten sevdiğini…
O günden sonra daha özgüvenli, daha sade ve daha kendim olduğum bir döneme geçtim.
Akustik bir yorumda; tamamen sade enstrümanlar, gürültüsüz bir eşlik, samimi bir vokal olurdu. Göz yormayan bir sahne, sade renkler, siyah ya da beyaz bir kıyafet…
Ben, sesim ve o anın büyüsü… Başka hiçbir şeye gerek yok.
Sahne senin için performans mı, görüntü mü?
Sahne benim için yaptığım her şeyin finali, hatta zirvesi.
Dinleyicilerimle buluştuğum, beni var eden o en değerli alan… Ve en mutlu olduğum yer.
Konservatuvar ve master mezunu bir sanatçı olarak benim için performans her zaman birinci sırada. Seçtiğim şarkılar, sahnedeki müzikal yapı ve vokal performansım önceliğimdir.
Ama görsel tasarım, sahne düzeni ve imaj da bunun tamamlayıcısıdır. Işıklardan enstrümanların yerleşimine kadar her detaya zaman zaman müdahale ederim. Çünkü sahne, beni ben yapan yerdir.
Toplumsal konulara duyarlılığın müziğine nasıl yansıyor?
Barış Manço, Neşet Ertaş, Kayahan gibi ustalara baktığınızda; geride bıraktıkları sadece şarkılar değil, topluma dokunan derin izlerdir.
Ben de böyle izler bırakmak isterim.
İzmir depreminde yazdığım “İzmir”, 6 Şubat depreminden sonra Hatay’da geçirdiğim sekiz ayın ardından ortaya çıkan “Sessiz Çığlık”… Bunlar benim hayata dokunuşum.
Sadece eğlenerek yaşamak bana anlamsız geliyor. Mutluluk, mutlu etmekten geçiyor. Benim elimdeki araç müzik ve sanat.
Bunu insanlık için kullanmak, yaraları müzikle anlatmak, anlatırken iyileştirmek…
Asıl mesele bu. Sanatçı olmaktan önce insan olabilmek.
MESAM Vizyon Notu:
Gökhan Akar, müziğiyle olduğu kadar duruşuyla da sanatın toplumsal sorumluluğunu hatırlatan isimlerden biri. Duygunun merkezde olduğu bu yolculuk, onun müziğini yalnızca dinlenen değil, hissedilen bir yere taşıyor.