Salı, Mayıs 19, 2026

“Kendime İnanmayı Seçtiğim An Hayatım Değişti” | Feride Hilal Akın


Bazı yolculuklar sessiz başlar, bir cümleyle yön değiştirir. Feride Hilal Akın için o cümle, kendine inanmayı seçtiği anda kuruldu. Ankara’da başlayan çocukluk yıllarından, küçük sahnelerden milyonlara ulaşan şarkılara uzanan bu yol; cesaret, sabır ve iç sesini dinleme kararlılığıyla örüldü. Müziği bir ifade biçimi olduğu kadar bir varoluş alanı olarak gören Akın, her adımında kendi hikâyesinin peşinden gitmeyi seçti.

MESAM olarak, Feride Hilal Akın’la; müziğin kırılma anlarını, sahneyle kurduğu heyecanlı bağı, “Günah Benim”le açılan kapıları ve bugün hâlâ devam eden yaratıcı arayışını konuştuk.

MESAM olarak bugün Feride Hilal Akın’la bir aradayız. Sanat yolculuğuna, kırılma anlarına, sahne heyecanına ve müziğin perde arkasına dair samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Çocukluğunuz Ankara’da geçti. Geriye dönüp baktığınızda sizi sanatçıya dönüştüren ilk kırılma anı neydi?

Aslında ben hep müzik yapmak istiyordum. Ama “hayır, ben bunu kesinlikle yapmalıyım” dediğim çok net bir an vardı. O dönem kendimi anlaşılmamış hissettiğim bir nokta yaşadım. İşte tam o anda kendime inanmayı seçtim. Yolculuğum da orada başladı. İyi ki de inanmışım.

Müzik hayatınızın merkezinde annenizin büyük bir fedakârlığı olduğunu biliyoruz. Ailenizin bu süreçteki yeri neydi?

Beni aslında annem büyüttü. Babamla çok uzun süre birlikte yaşamadık. Annem bana daha çok manevi anlamda destek oldu. Başlarda korkuları vardı ama benim başarımı gördükten sonra her zaman yanımda durdu. Bu benim için dünyalara bedeldi. Babam da tabii ki destek oldu, onu da ekleyeyim; sonra kızmasın.

17 yaşında ilk sahne deneyiminizi yaşadınız. O anın heyecanı bugün hâlâ sizinle mi?

Hiç değişmedi. Sahne benim için her zaman çok heyecan verici. Çünkü her defasında yeni insanlar, yeni duygular var. Ellerim hâlâ titrer. Ama yine de sahneye çıkıp yaparım. Bu his sanırım hiç bitmeyecek.

“Günah Benim” yorumu, kariyerinizde bir dönüm noktası oldu mu?

Kesinlikle. “Günah Benim” benim için kendi hikâyemin peşinden gitmeyi hatırlatan bir şarkı. Antalya’da müzisyen arkadaşlarımla aynı evde yaşıyordum. Evden çıkmak üzereyken onlara yalvardım:
“Lütfen sadece 15 saniye, gitarını çal.”

O 15 saniye benim bütün hayatımı değiştirdi. Küçük bir kafede söylüyordum ama o kayıt çok büyük kitlelere ulaştı. Şarkı adeta “var olmamı” sağladı.

Ardından “Yok Yok” geldi ve büyük bir çıkış yakaladınız. Bu şarkı size cesaret mi kazandırdı?

Ben zaten risk alan biriyim ama çevrem hep daha güvenli olmamı istiyordu. “Yok Yok” bir riskti. Herkes beni slow şarkılarla görmeye alışmıştı. Oysa ben daha çok yönlü olmayı seviyorum. Eğlenceli tarafımı da göstermek istedim ve “Yok Yok” bunu sağladı.

Müzikal tarzınız alternatif, etnik elektronik ve pop arasında özgün bir çizgide. Bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

19 yaşında başladım, şimdi 29 yaşındayım. On yıldır kendimi ve müziğimi keşfediyorum. Çok sesli bir yapım var ve bunu nasıl değerlendirebileceğimi zamanla öğrendim. Aslında dinleyiciyle birlikte benim müzikal keşfimi izledik diyebilirim. Bu yolculuk hâlâ devam ediyor.

Afro altyapılı müziklerde de öncü olduğunuz söyleniyor…

Evet, Aram Arman’la yaptığımız “Rampapapam” o dönem bu tarzda ilk örneklerdendi. Sonrasında Sefo gibi isimler de çok güzel işler yaptı. Öncü olmak sanırım hoşuma gidiyor.

Yakında bizi neler bekliyor?

Bu kez tamamen kendi yazdığım şarkılar geliyor. Daha önce hep ortak yazımlar vardı ama bu defa kendi günlüğümü döktüm diyebilirim. Dinleyicinin tepkisini çok merak ediyorum ve inanılmaz heyecanlıyım.

Birçok güçlü isimle düet yaptınız. Uyumu sağlayan temel şey ne?

İstek ve tutku. Üretim varsa, ortam sanki evimde ailemle yemek yapıyormuşuz gibi oluyor. O samimiyet tutuyorsa her şey çok güzel ilerliyor.

Oyunculuk deneyiminiz (“Yeni Gelin”) müziğinize katkı sağladı mı?

Kesinlikle. Dizinin jenerik müziğini de yapmıştık. Dizi çok izlendiği için şarkılarım yayınlandığında dinleyici sayısı iki katına çıkıyordu. PR gücünün ne kadar önemli olduğunu orada daha net gördüm.

Viral olma baskısı günümüzde çok konuşuluyor. Siz bunu nasıl yaşadınız?

Ben hiç özellikle viral olmaya çalışmadım. Ama mesela “Yok Yok”un bir bölümü yıllar sonra kendiliğinden viral oldu. İlk çıktığında “orayı çıkaralım” demişlerdi. Ben ısrarla kalsın dedim. Üç-dört yıl sonra dinleyici o şarkıyı yeniden hayata bağladı.

Bu yolculukta sizi en çok zorlayan dönem hangisiydi?

Aslında tüm süreç. Sektördeki kurnazlıkları başta bilmiyordum. Sözleşmeler, davalar, yapımcılar… Son üç yılda neredeyse müzik yapamadım. Ama hep kendime “Güçlü kal, sen bu yolu seçtin” dedim. Biraz naifim ve sektör bunu pek sevmiyor ama yine de temiz duygular aktarmaya çalışıyorum.

Yeni şarkılarınızın temel hikâyesi ne?

Kendimizi ne kadar tanıyoruz? Gerçekten biz miyiz, yoksa çevrenin şekillendirdiği hâlimiz mi?
Şarkılarımda bu soruların derinine indim. Eğer biz bir yazılımsak, o kodlar nasıl değişebilir? Biraz bunu anlattım.

Geçmişe dönme şansınız olsa hangi ana giderdiniz?

19 yaşıma… İlk sözleşmeyi imzalamadan iki dakika öncesine. O sözleşmeyi yırtmak isterdim. Hiçbir şey olmazdı. Feride’nin, bugünkü Feride’ye ihtiyacı varmış.

MESAM olarak bu içten ve samimi sohbet için Feride Hilal Akın’a teşekkür ederiz.

Röportaj: Ali Can Tiryaki